28 Nisan 2026
zikir-banner

“Kaçırılmış Fırsatlar…”

HM Productions yapımcılığında Kocaeli’ne bağlı Gölcük ilçesinde çekilen Zikir filminin yönetmen ve senarist koltuklarında Zebun (2020) ile Küffar (2023) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Hakan Yusufoğulları ile Mesut Erbaş ikilisi oturuyor. Senaryosu da yönetmenler tarafından yazılmış olan filmin görüntü yönetmenliğini Şeytan Geçidi Enhara (2018), Sir-Ayet (2019), Azra (2021), Mahluk (2022) ve Cin Sureti (2023) filmlerinde oyuncu; Küffar (2023) filminde senaryo yazarları arasında; Zir-i Cin 2 (2023) ve Zir-i Cin 3: Cin Düğümü (2024) filmlerinde ise hem yönetmen hem de senarist olarak karşımıza çıkan Burak Küçük üstlenmiş. Müzikleri Murat Tuğsuz tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Burak Küçük, Onur Azad Yılmaz, Züleyha Hamza, Çağla Mandıra, Sema Sevinç, Rıfat Kanpara, Mehmet Umut Uzun, Evren Çelikoğlu, Arya Bengi Gündoğdu, Nalan Güzelgün, Kuzey Kızılcık gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu ailesinden kalan konaktaki sırrı çözmeye çalışırken asırlardır orayı mesken tutmuş cinlerle bir mücadele içine giren Cabbar’ın hikâyesi oluşturuyor. Karanlık bir miras, Cabbar’ı ve lanetli bir aileyi, asırlık sırların ve tekinsiz varlıkların hüküm sürdüğü bir konağın dehlizlerine çeker. Seçilmiş bir ruh olan Cabbar, kökleri Osmanlı dönemine uzanan bir zikir geleneğinin son temsilcisidir. Tılsımlı zırhı ve güçlü zikri, cinler âlemiyle olan savaşında tek silahıdır. Ancak bu kez mücadelesi kişiseldir: Konağın duvarlarında çözülmeyi bekleyen sırlar, lanetli olanların ihanetiyle örülmüştür. Hasan, kendisine miras kalan konağa taşındığında, avukatın uyarılarına kulak asmaz. Kızı Elif, gece yarıları odasında beliren çocuk fısıltılarıyla uyanırken, eşi Esma gördüğü kanlı silüetlerle çıldırmanın eşiğine gelmektedir. Konağın koruyucusu Asiye Hanım’ın gözlerindeki hüzün ise gerçeği fısıldar. 303 numaradaki sır perdesi aralanırken, Cabbar ailesini kurtarma mücadelesinin kefaretini ağır ödeyecektir.

Çekimleri ve kadraj seçimleri orta halli olan filmin sahneleri adeta skeç skeç ilerleyen bir yapıya sahip. Cabbar karakterinin dış sesi ve ata binme görüntüleriyle açılan filmde izleyicinin beklentisi yükselişe geçtiğinde sahnenin bitmesi ve diğer sahnenin önceki sahneyi bu bağlamda destekleyememesi nedeniyle özdeşleşme ve bağ kurma olanağı maalesef başarılamıyor. Benzer şekilde, filmin kurgusunda da bazı problemler olması nedeniyle müzikle mizansenin birbirini tamamlamaması pek çok sahnenin etkisini azaltıyor. Bu sahnelerin başında ise filme de adını veren zikir sahnesi geliyor.

Cabbar karakteri iyi bir inşaya sahip olsa da üzerinde pelerine benzer bir kumaşla gezinmesi, yüzünü başlangıçta peçe ile örtmesi gibi görüntüler izleyicinin karakteri tam olarak nereye oturtacağını bilememesine neden oluyor. Bir kahraman profili çizse de fazla karikatürize hali inandırıcılığı da bu bağlamda sekteye uğratıyor. Bu karikatürize karakter oluşturma yalnızca Cabbar karakteri ile sınırlı kalmamış. Babasından miras kalan şehirdeki konağa giden köylü Hasan ve eşi Esma da birer köylü karikatürü durumunda kalmışlar. Çalı süpürgesi ile evin önünde neyi süpürdüğü belli olmayan Esma karakteri kesinlikle köylü olmadığını, bu kıyafetlerin kendisine gitmediğini de fazlasıyla hissettiriyor. Konakta onları karşılayan ve ‘şehirli’ temsilindeki Asiye Hanım ise çoğu zaman konuşmaksızın sadece “tip tip” diyebileceğiniz şekilde bakarak ortamı germeye çalışsa da başarılı olamıyor.

Film Cabbar ile Hasan ve ailesinin konağa yerleşme sürecini paralel olarak ilerletirken, Cabbar’ın Kocaeli’ndeki Sultan Baba Mescidi, Hattat Ali Vasfi Efendi Hüsn-i Hat Müzesi gibi tarihi yerlerde gezinerek adeta bir turizm elçisi gibi dolaşması ve izleyicilere de buraları gezdirmesi de cabası. Hasan’ın babası olduğunu düşünmemizi sağlayan yaşlı karakterin böbreğine bağlı torba ile gezinmesi de maalesef Siccîn 4 (2017)’teki babayı fazlasıyla anımsatıyor. Filmin Mestçi sinemasıyla tek benzerliği de bu değil; Cabbar karakterinin konakta her odada geçmişten bir sahne görmesi de Haile 2: Var mı, Yok mu?! (2023) filminin alametifarikası sahnelerinden biriyle fazlasıyla benzeşiyor. Siccin serisinin Orhan ile özdeşleşen “Seni Siccin’in en derin çukuruna gönderiyorum!” repliğinin de Cabbar karakterinden bir sahnede “Seni cehennemin en derin çukuruna gönderirim!” şeklinde yansıması da cabası…

Yapım şirketinin önceki filmlerine bakıldığında, daha iyiye gitmeleri gerekirken geri gittiklerini söylemek mümkün. Üstelik bu filmde Mestçi sinemasıyla benzeşen yönlerinin tam tersine, Zir-i Cin 2 (2023) de Hasan Karacadağ sinemasının en iyi halkalarından biri olarak kabul gören Dabbe 4: Cin Çarpması (2013) ile fazlasıyla pişti olmuştu.

Ülke sinemamızdaki para harcamadan çekilen ancak gösterime girmemesi gereken yapımlardan çekimleri, sanat yönetimi ve makyajları ile kendini ayırmayı başarmış olsa da senaryosunun izleyiciye başarılı aktarılamaması, hikâyesinde boşluklar olması ve oyuncuların performanslarının inandırıcılıktan uzak olması gibi sorunlarla başarıyı da avucundan kaçırıyor.

Sonuç olarak Zikir; potansiyeli olan ancak bu potansiyeli kullanamadığı için başarıyı kaçıran orta halli bir yerli korku olmaktan öteye geçemiyor.