“Sanat Yönetimindeki Yanlış Seçimlere Rağmen…”
MAG Yapım yapımcılığında Manisa’nın Kula ilçesinde çekilen Tulpa: Ruhun Laneti filminin yönetmen koltuğunda Güneş Güneş oturuyor. Senaryosu yönetmen Güneş ile filmin yapımcısı Murat Ünaoğlu tarafından kaleme alınan, görüntü yönetmenliğini Umut Erduran’ın üstlendiği, müzikleri Ajlan Akyüz tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Özgür Özberk, Özge Günaydın, Buse Sevindik, Eylül Özaksoy, Deniz Gökçek, Rabia Tunç, İbrahim Coşkun, Mehmet Coşkun gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu evladını kaybetmenin yakıcı acısını taşıyan, ruhu parçalanmış bir annenin dramının, yastan çıkarak tüm aileyi kaosa sürükleyecek bir lanete dönüşmesi oluşturuyor. Kızının ölümünü kaldıramayan, bu nedenle de farklı bir varlığı kızının tulpasına hapseden, böylelikle de gizlice onunla yaşamaya başlayan Emine Tanrı inancından gittikçe uzaklaşmaktadır. İnancına bağlı olan kardeşi Mustafa ise ablası Emine’nin gittikçe delirmeye başladığını fark ederken birtakım doğaüstü olaylar yaşamaya ve kâbuslar görmeye başlar. Bu olayların etkisiyle ablasından hiç de hazzetmeyen eşi Suzan ile de aralarında gerilim baş gösterir. Mustafa hem kendi kâbuslarına son vermek hem de ablasının akıl sağlığını düzeltebilmek adına olaylara dahil olmaya çalışacak ancak kendisini lanetin tam ortasında bulacaktır.
Çekimleri, renklendirmesi, ışıklandırması başarılı olan filmin oyuncularının performansları da oldukça gerçekçi biçimde karşımıza çıkıyor. Özellikle Suzan karakterini canlandıran Eylül Özaksoy’un performansı inanılmaz. Makyajları da fena olmayan yapımın hikâyesi Siccin 3: Cürm-ü Aşk (2016)’a benzese de üzerinde çalışılarak karakterlerin ve olayların çok daha farklı şekilde geliştirilmesine oldukça dikkat edilmiş. Cin olarak adlandırdığımız göze görünmeyen varlıkların ilk kez örümcek ve yarasa suretlerinde karşımıza çıktığı filmde kullanılan bu görsel efektler de yapay zekâ kullanılarak yapılan birçok filmdeki sahnelere nazaran doğala yakın bir biçimde yerleştirilmiş. Filmde kırmızıdan kedi gözüne parlayan gözden beyaz göze değin her tip göz şekli izleyicilerin karşısına çıkıyor. Bu durum da özenli bir çalışma yapıldığını bizlere yansıtıyor. Bu bağlamda bu yıl şimdiye dek gösterime giren 19 film arasından ilk beşe girebilecek yeterlilikte olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor.
Tüm bu olumlu yanlarına rağmen filmin bazı handikapları da yok değil. Film Beste’nin mezarındaki tarihten anlaşılacağı üzere 2024 yılında geçiyor. Kıt kanaat geçinen Suzan ve Mustafa’nın evinde bulunan ve baş köşede görünen telefon günümüzde kullanılmıyor. İnsanlar ne kadar fakir olurlarsa olsunlar çevirmeli telefon değil tuşlu telefonlara geçmiş durumdalar. Filmde herhangi bir sahnede kullanılmayan bu telefon sanat yönetiminin hatası olarak puan hanesine işleniyor. Bir diğer sorun büyü kitabında karşımıza çıkıyor. Evinin kilerinde bir şeyler ararken dedesinden kalmış olan büyü kitabını bulan Emine bunu tanıdığı bir büyücü kadına götürüp yardım istiyor. Dedelerden kalan birçok büyü kitabı şu an internette birçok satış sitesinde de sahibini arıyor ancak içlerine baktığınızda Anadolu büyülerini içeren, EBCED hesabı kullanılmış defterler olduğu rahatlıkla görülebiliyor. Oysa filmde internette “Necronomicon” ve benzeri kelimelerin aratılmasıyla çıkan sonuçların eskitilerek yapıştırıldığı bir kitap karşımıza çıkıyor. Bu bağlamda bu sorun da sanat yönetiminin hanesine bir eksi daha ekliyor. Sanat yönetiminin üçüncü eksisi ise küçük kız Beste’nin cin suretinde giydiği kıyafette karşımıza çıkıyor. 80’li ve 90’lı yıllarda ilköğretim okullarında giydirilen önlüğün kıyafet olarak seçilmiş olması, çevirmeli telefonu anlamlı kılsa da filmdeki zamanın belirsizliğe düşmesine de neden oluyor.
Filmde izleyicileri asıl etkileyecek sorun ise biraz önce bahsi geçen büyü kitabı ile Savcı’nın okuduğu günlüğün karışabilecek durumda olması. Filmin başlangıcında olay yerinde bulunarak Savcı’ya getirilmiş olan günlüğün okunması yoluyla geçmiş olayları izleme şansımız oluyor. Ancak bu geçişler iyi bir şekilde kurgulanmamış olduğu ve birçok izleyicinin dikkatli izlemeyeceği için bu günlüğün savcıya nasıl gelmiş olduğunu anlamaları da mümkün değil. Üstelik Savcı’nın günlükleri okuması sırasında izlediğimiz olayların bir kısmının Mustafa tarafından bilinmediği için günlüğe yazılmış olması dolayısıyla da biz izleyicilere yansıması mümkün değil. Dahası, günlüğün Savcı’ya gelişi de “teknik” bir sıkıntı içeriyor: Cinayet şüphesiyle inceleme yapılan bir olay yeri, Savcı ziyaret etmeden derlenip toplanamaz. Dolayısıyla “Bir ceset bulundu ve yanında böyle bir günlük vardı” diyerek masabaşındaki Savcı’ya delil teslimi de yapılmaz.
Sonuç olarak Tulpa: Ruhun Laneti; sanat yönetimindeki ve kurgudaki aksaklıklar göz ardı edildiğinde bu senenin en iyileri arasında yer almayı hak ediyor.
