“Üç Harfliler: Fal’ın Yeniden Yapımına Hoş Geldiniz…”
Siyah Perde yapımcılığında Zonguldak Merkez ilçesi Asma Mahallesi’nin Üzülmez bölgesinde yer alan Rombaki Köşkü olarak da bilinen Rombaki Konağı’nda çekilen Kıble: Bitlisli Belkıs’ın yönetmen koltuğunda Azubel (2021) filminde yapımcı ve oyuncu olarak; Hüddam’ın Soyu: Marid Cinleri (2022), Yudi: Yedikonuk Cinleri (2022), Zuhur: Cinn-i Ayin (2023), MAKKA: Cinn-i Azap (2024) ve Üç Harfliler: Fal (2025) filmlerinde ise yönetmen olarak karşımıza çıkan Mert Uzunmehmet oturuyor. Senaryosunu Uzunmehmet ile yapımcı Özenç Özkan’ın kaleme aldığı yapımın görüntü yönetmenliğini ise diğer yapımcı Ömer Aydın üstlenmiş. Yapımın oyuncu kadrosunda ise Üç Harfliler: Fal (2025)’dan anımsayacağımız, orada da büyücü kadını canlandırmış olan Hicran Çalı Bitlisli Belkıs’a hayat verirken; D@bbe (2006), Dabbe: Zehr-i Cin (2014), Dabbe 6 (2015), Mezarlık (2018), Gece Gelenler (2019), Çıngırak (2021), Zah-har: “Cin Ahalisi” (2024) adlı filmlerden anımsayacağımız Murat Seviş ile MAKKA: Cinn-i Azap (2024) ve Üç Harfliler: Fal (2025) filmlerinde oynayan Oğuzhan Mengübeti’nin yanı sıra Elif Sayraç, Ecem Doğru, İlayda Çiloğlu gibi oyuncular eşlik ediyorlar.
Yapımın konusunu Hasan Karacadağ’ın yönettiği ve Türkiye’de tüm zamanların en çok izlenmiş korku filmi olan Dabbe: Zehr-i Cin (2014)’de karşımıza çıkarak efsaneleşmiş Bitlisli Belkıs karakterinin hikâyesi oluşturuyor. Başlarına gelen karanlık bir olayın ardından öksüz ve yetim kalan Selma, Aysel ve Nurten adındaki üç kız kardeş, çareyi adını kimilerinin korkuyla andığı Bitlisli Belkıs’ta arar. Belkıs, cinni varlıklarla kurduğu bağ sayesinde köydeki insanlara, özellikle de hamile kadınlara şifa dağıtmasıyla tanınan gizemli bir büyücüdür. Ancak halalarının sırt çevirmesiyle evsiz kalan kardeşler için asıl imtihan şimdi başlayacaktır. Sığınacak bir çatı bulsalar da peşlerindeki kötülüğü de beraberlerinde getirmişlerdir. Üstelik bu kez o kötülük yalnızca onları değil, Bitlisli Belkıs’ı da sınayacaktır.
Filmin bitiş jeneriğinde uzunca bir PR listesi bulunan, reklamlarında “Türkiye’nin en korkunç büyücüsü” diye lanse edilen Bitlisli Belkıs filme girdiğinizde sarılmak isteyeceğiniz tatlı bir teyze olarak karşımıza çıkıyor. Oysa kendisi ile ilgili oluşturulmuş olan şehir efsanelerinde birçok çocuğun sakat doğmasına, birçok ailenin ise dağılmasına sebep olan dış görünüşü korkunç, cinlerle temas kurabilen bir büyücü ya da cadı olarak bahsedilmektedir. Keza Dabbe: Zehr-i Cin (2014) filminde de kötü bir büyücü olarak karşımıza çıkarak kült bir karakter haline gelmiş ve iki hafta önce de Dabbe: Zehr-i Cin’deki görünümü ile Cahîm 2 (2026)’de iyi bir havas alimi olan Faruk Akat’ın 1 dakikalığına karşısına konulmuştur. Üstelik yine filmin PR reklamlarında Bitlisli Belkıs’a ait bilinen arşiv görüntülerini referans alarak ileri düzey CGI, fotogrametri ve yüz rekonstrüksiyon teknikleri kullanıldığı ileri sürülmesine rağmen filmin bitiş jeneriği öncesinde “bölgede adına rastlanan tek kaydın eski bir muhtar defterinde geçen kısa bir not olduğu” bilgisi verilmektedir. Yaşadığına dair bile kanıt bulunmayan birinin fotoğrafı dahi yokken arşiv kayıtlarından fotogrametri ve yüz rekonstrüksiyon tekniği ile ne yapıldığı ve yine nasıl bir tesadüf ise yönetmenin bir önceki filmi olan Üç Harfliler: Fal (2025)’daki büyücü kadına nasıl bu kadar benzeyebildiği de harika bir PR süreci yönettiklerini gözler önüne sermektedir.
Filmin kendisine gelecek olursak; çekimlerden makyajlara hatta kurgu geçişlerinden müziklere değin Üç Harfliler serisi ile Siccîn serilerinden bir kolajla karşılaşmak mümkün. Sahne geçişlerindeki ses efektleri ve müzikler Siccîn serisini fazlasıyla anımsatırken, afişe baktığınızda da Siccîn 7 (2024)’den hallice bir afiş olduğunu söylemek mümkün oluyor. Yine Siccîn serisinden anımsayacağımız Adnan Koç’un canlandırdığı, cinlerle ve cin musallatlarıyla uğraşan Orhan’ın kadın versiyonu ile karşılaştığımızı söyleyebiliriz. Cin çıkarma sahnesinin uzatılmış bir ark çekimle verilmesi ve repliklerinin benzer olması da maalesef bu durumun en bariz kanıtı olarak önümüze çıkıyor.
Ancak filmin en önemli sorunu bir yönetmenden karakter ve oyuncu, bir yönetmenden kurgu, müzik, açılar ve afişin “fazlaca esinlenilmesi” değil, yönetmenin geçen yıl gösterime giren filmi Üç Hafliler: Fal (2025)’ın hikâyesinin revize edilmiş halini sunması. Diğer filmin konusunu anımsatacak olursak; üniversiteyi bitirip iki kız kuzeni ile yaşamakta olan yatalak annesinin yanına dönen İrem’in başına gelenleri anlatıyordu. Bu kez karşımıza anne ve babaları öldükten sonra yetiştirme yurduna bırakılan üç kız kardeş çıkıyor. Diğer filmde kuzenlerden birinin namaz kılan inançlı biri olduğunu görüyorduk, aynı matematikle bu filmde de ortanca kız kardeş namazında niyazında, başını örten bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Geçen yıl çekilmiş olan filmin finali anlamsız bir yere bağlanıyordu zira kuzenlerden biri diğerinin sevgilisine aşık olduğu için cinlere adak olarak üniversitede okumakta olan kuzenlerini adıyordu. Ancak bu adağı gerçekleştirirken de kızın yatalak annesinin saç ve tırnaklarını kullanarak büyüyü yaptırıyordu. Oysa kendi kız kardeşini adak olarak adasa ya da onu öldürse zaten ortada sorun kalmıyordu. Buradaki mantık hatasının farkına varan ve gündemi takip eden yönetmenimiz, kadına şiddet haberlerinin arttığı bu dönemde hikâyesini de revize etmiş. <spoiler> Kız kardeşlerden inançlı olan, ona tecavüz eden ablasının sevgilisine büyü yaptırıyor ancak ne hikmetse adam dışındaki herkes ölüyor, Bitlisli Belkıs da pek yeterli bir büyücü değil belli ki, kimseyi kurtarmayı başaramıyor. Hele finale doğru kadın karaktere Belkıs’ın seçenek sunduğu bir nokta var ki, kadın karakterin verdiği cevaptan senaryoyu erkeklerin yazdığı net belli oluyor çünkü tecavüze uğrayan hiçbir kadın böyle bir durumda etrafındaki başka bir seçeneği düşünmez bile. </spoiler> Ama bu hikâyede, doğru seçenek hariç bütün seçenekler tercih ediliyor adeta.
Benzer “yanlış seçenek” metaforu, aslında filmin tamamında karşımıza çıkıyor. Korku sahneleri oldukça klişe, seyircinin tam olarak beklediği noktadan gelen ve asla şaşırtmayan jumpscare’larla ilerlerken hikâyedeki pek çok mantık hatası da finaldeki büyük tökezlemeyi toparlayamayacak boyuta ulaşıyor. Dolayısıyla elimizde Türkiye’nin en korkunç büyücüsü olarak tanıtılan ama üç tane yetim kızı kurtarmak için neredeyse canını feda edecek kadar tonton bir nine şeklinde sunulan bir büyücü; onun kurtarmakta ‘neredeyse’ tamamen başarısız olduğu, sürekli her şeyden şikayet eden üç kız kardeş; kızlara sahip çıkmayan bir köy halkı, herkesin elini kolunu sallayarak girebildiği bir yetiştirme yurdu ve neredeyse tüm filmlerindeki gibi deli karakterini oynayan bir Murat Seviş kalıyor.
Sonuç olarak Kıble: Bitlisli Belkıs; filme adını veren karakterin isminden afişine, sahne geçişlerinden müzik tercihlerine kadar etik anlamda pek çok problem içeren; bununla birlikte bu kadar unsuru bir araya getirebildiği hâlde ciddi bir korku sahnesi sunmakta da zorlanan bir yapım olmaktan öteye geçemiyor.
