“Keşke Tek Problem İsmi Olsaydı…”
CKM Yapım yapımcılığında adı Mirat İblis’in Laneti olarak açıklanarak tarih alan, sonrasında birçok kez daha tarih alsa da her seferinde ertelenen, son olarak Movie Fire Flora yapımcılığında adı Cinnet-i Sırra olarak güncellenerek tekrar tarih alan yapımın yönetmen koltuğunda Defin-Ecin Zulman (2020), Azamet (2021) ve ismi bu yapım gibi değiştirilerek vizyona sokulan Mürre Cin Kabilesi (2025) adlı yapımların da yönetmenliğini yapmış olan Cengiz Kaplan oturuyor. Senaryosunu Mona Özlem Yeşil’in kaleme aldığı yapımın görüntü yönetmeni her ne kadar Mir’at İblisin Laneti adıyla açıklandığı dönemde Ali Uğur Tekin olarak geçse de filmin adı değişirken nedense Şeyda Uzunoğlu olarak değiştirilmiş. Yapımın oyuncu kadrosunda ise Dilay Konuk, Cengiz Kaplan, Ada Mural, Kutay Koç, Meltem Bahıtlı, Gamze Polat, İsa Yapıcı gibi isimler yer alıyor.
Yapımın konusunu dört kişilik bir arkadaş grubunun yaz tatili için arkadaşlarının yazlığına gittiklerinde başlarına gelen doğaüstü olaylar oluşturuyor. Dört çocukluk arkadaşı – Esra, Eser, Betül ve Tunç – yoğun iş hayatından uzaklaşmak için Tunç’un ailesinden kalan kıyıdaki eski bir villaya tatil yapmaya giderler. Dışarıdan bakıldığında dostlukları sağlam görünse de aralarındaki gizli duygular ve bastırılmış hisler ilişkilerini karmaşıklaştırmıştır: Esra, Eser’e platonik bir aşk beslemekte, Tunç ise Esra’ya saplantılı bir şekilde bağlıdır. Ancak bu masum tatil planı, Esra’nın villadaki eski bir aynaya dokunmasıyla korkunç bir kâbusa dönüşür. Yıllar önce Tunç’un ailesinin ölümüne sebep olan ve bugüne kadar saklı kalan lanet yeniden ortaya çıkar. Villanın kapıları kapanır, doğaüstü güçler serbest kalır ve içeride yalnızca bir kişinin sağ kalabileceği ölümcül bir oyun başlar. Tunç’un karanlık geçmişi ve gizlediği gerçekler ortaya çıkarken, Esra’nın sahip olduğu gizemli koruma tılsımı onu bu korkunç güçlere karşı tek umut haline getirir. Lanetin kaynağını yok etmek ve hayatta kalmak için herkesin en karanlık yüzüyle yüzleşmesi gerekecektir.
Giriş sahneleri yapay zekâ ile yapılmış olan yapımın, ne yapay zekâ içeren sahnelerinde ne de çekilmiş sahnelerinde devamlılığa dair bir emare bulunamıyor. 74 dakikalık yapımın 20 dakikasına yakını önceki sahnelerin geri dönüşlerle uzun uzun gösterimlerinden oluşuyor. Her ne kadar yukarıda da alıntılanan konuda “lanetli bir ayna” meselesi olsa da olayların nasıl geliştiği, aynadaki lanetin nasıl başladığı ve neden kaynaklandığına dair bilgiler izleyicilere verilmemekle birlikte; yapımın başında ve final sahnesi öncesinde izleyicilerin karşısına çıkan yapay zekâ destekli akıl hastanesi sekansları da hikâyede aksaklıklara neden oluyor. Özellikle çocukluk arkadaşı olduklarının sürekli altı çizilen bu gençlerden birinin çocukluğundan neredeyse 1 hafta öncesine dek akıl hastanesinde kalmış gibi görünen sahneleri bu karakterlerin nasıl çocukluktan itibaren arkadaş olabileceklerinin de sorgulanmasına neden oluyor. Yine konu kısmında yer alan, Esra’nın koruma tılsımı yani anne ve babası tarafından kendisine takılmış olan muskanın olaylar başladığında neden boynunda olmadığı, sonrasında boynuna takarken görülmesi sonrasında boynundan nasıl yok olduğu ve bu korumanın aslında neden işe yaramadığı gibi sorular da cevapsız kalıyor.
Yönetmenin daha önceki yapımlarında olduğu gibi görüntü kalitesi kötü değil ancak bu kez de maalesef çekim açıları oldukça başarısız. Piercingli dövmeli köylü kızı tiplemelerinin bulunduğu Azamet (2021)’teki cast hatasından sonra bu kez bu hataya düşmemiş olsa da kurgunun diğer yapımındaki gibi başarısız olduğunu da belirtmek gerekiyor.
Bütün bu sorunlar bir araya geldiğinde aslında yönetmen tarafından çekilmiş olan görüntülerin bir kısa film kadar olduğu, uzun metraja çevirmek adına yapay zekâ destekli görüntülerle yeni bir hikâyenin eklemlenmeye çalışıldığı ama onun da kâğıt üzerinde belki iyi olsa da beyazperdeye yansıtılamamış olduğunu söylemek mümkün.
Sonuç olarak Cinnet-i Sırra; gösterime girmemesi gereken yapımlara bir yenisi olarak ekleniyor.
