“Devamlılık, Oyunculuk ve Yapay Zekâ…”

Kirpi Medya ile Juli Sanat ortak yapımcılığında çekilen Deccâl 3’ün yönetmen koltuğunda Ammar: Cin Tarikatı (2014), Azazil: Düğüm (2014), Helâk: Kayıp Köy (2015), Deccâl (2015), Ammar 2: Cin İstilası (2016), Korku Komedi: Bana Normal Aktiviteler (2016), Deccâl 2 (2017), Alem-i Cin (2018), Canavar Gibi: Türk İşi Frankenstein (2018), Alem-i Cin 2 (2019), Musallat 3 (2023) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Özgür Bakar oturuyor. Senaryosunu da yönetmen Bakar’ın kaleme aldığı filmin görüntü yönetmenliğini Uğur Kaplan üstlenmiş. Müzikleri Batuhan Fırat tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise İlayda Mine Çopur, Buket Dereoğlu, Cem Cücenoğlu, Birhan Tut, Seyithan Özdemir, Altay Han Erem gibi isimler bulunuyor.
Türk korku sinemasında nadir görülen, olay örgüsünü ilk filmden itibaren ilerleten serinin üçüncü filmi olan Deccâl 3’ün konusunu Deccâl 2 (2017) filminden sonra gelişen olaylar oluşturuyor. Issız bir dağ evinde bakıcılık yapan Deniz, korumakla görevlendirildiği Ateş’in sıradan bir çocuk olmadığını çok geçmeden anlar. Evde başlayan kanlı alametler, kaybolan çocuklar ve fısıldanan ayinler tek bir gerçeğe işaret eder: Deccâl’in hakimiyeti yakındır.
Üçüncü Filme Değin Neler Yaşandı?
Deccâl (2015) filminde intihar girişimi sonrası hayatını düzene sokmaya çalışan Duygu’nun, Nurdan adlı gizemli bir kadınla tanışması sonucu içine çekildiği karanlık olaylar anlatılmaktaydı. Hayatının sıkıntılı bir döneminden geçen Duygu, hastaneden çıktıktan sonra tesadüfen Nurdan adında, gizemli ve bir o kadar da zengin bir kadın ile tanışır. Nurdan’ın maddi ve manevi yardımını ihtiyacı olduğu için kabul eden Duygu’nun hayatı, beklenmedik bir anda olumlu biçimde değişmeye başlar. En yakın arkadaşı Aslı da durumdan memnundur. Ta ki Duygu’nun yeni yerleştiği bu evde çeşitli gariplikler baş gösterinceye kadar. Duygu, nereden geldiği belli olmayan sesler, gölgeler içerisinde, kâbuslar görmeye başlar ve psikolojisi daha da kötüye gider. Öte yandan, hastanede Duygu ve Aslı’yı daha büyük bir sürpriz beklemektedir.
Deccâl 2 (2017) filmi Deccâl‘in kaldığı yerden devam ediyor. Deccâl’i doğuran Duygu, çıldırarak kendini öldürür ancak kehanetin gerçekleşebilmesi için Deccâl’in kendi kanından biri tarafından venüs tutulmasında emzirilerek ritüelin tamamlanması gerekmektedir. Tarikat bir yandan Duygu’nun kardeşi Öznur’u bir yandan da Deccâl’i koruyup izlemektedir. Bir aileye evlatlık verilen Deccâl’e Ateş adı verilir. İlk filmde Duygu’nun ev sahibesi ve aynı zamanda da şeytan tarikatinin başında olan Nurdan Hanım, bu kez evlatlık alan ailenin ev sahibesi konumundadır. Ateş eve geldikten sonra eşinin artan iş seyahatleri ve evde yaşanan garip olaylar sebebiyle Ateş’i evlatlık edinen kadın için kâbus dolu günler başlayacaktır.
Ve Serinin Üçüncü Filmi…
Çekimleri iyi olan filmin en önemli sorunu aceleye getirilmiş olması. Çekimlerinin başlandığına dair haberler 12 Şubat’ta verilmeye başlayan filmin galası 11 Mart tarihinde yapıldı. Şubat ayının da 28 çektiği düşünüldüğünde hızlıca çekime girilip çıkıldığı ardından da kurguya girildiği rahatlıkla hesaplanabiliyor. Bu durum da maalesef birkaç deneme yapılmadan tek çekimle geçiştirilen sahneler olduğunu izleyicilere hissettiriyor. Öyle ki, bakıcı rolündeki Deniz karakterinin Ateş’e yavaş yavaş ısınması gerekirken, ilk tanıştıkları anda sıcak davranması sonrasında ise çocuğa karşı soğuk davranışlarının görülmesi yani aslında sadece karakterler arasında değil oyuncular arasında da bağın kurulamadığının görülebilmesi filmin inandırıcılığına sekte vuruyor.
İzleyicilerin karşısına çıkan bir diğer sorun ise, filmin asıl önemli konumda olmasını sağlayan, bir hikâyenin devamlılığını sağlaması gereken unsurların bu filmde iyice yok olması. İlk filmde Deccâl’i yani Ateş’i doğuran Duygu karakteriyle ikinci filmde anlaşılamaması üzerine, devamını çekebilmek adına ilk filmde kimsesiz olduğu söylenmiş olan Duygu’nun kardeşi olan Öznur’un etrafına olay örgüsü yerleştirilmişti. Duygu karakteri gösterilmese de onun intihar ettiği bilgisi verilerek tarikatın kardeşi Öznur’un peşine düşmesinin nedenleri açıklanmıştı. Öznur’un Ateş’i venüs tutulmasında emzirebilmesi için ortam şartlarının tarikat tarafından yerine getirilmesine dair olay zincirini içeriyordu. Serinin son filmindeyse Öznur karakterine ne olduğu açıklanmaksızın, Ateş’e bakıcıların tutulması ve bu bakıcılar arasından bağ kurabileceği, bir nevi annesi olabilecek kişinin yine tarikat tarafından seçilmesi işleniyor. Öznur karakterine ne olduğu açıklanmadığı gibi bu kez Nurdan Hanım karakterinde de devamsızlık alarmları çalıyor. İlk filmde önemli bir yere sahip olan Nurdan Hanım karakteri, ikinci filmde de aynı şekilde karşımıza çıkıyor ve evlatlık alan ailenin ev sahibesi oluyordu. Ama serinin devam filmi olan bu üçüncüsünde Nurdan Hanım karakterini canlandırmış olan Aysan Sümercan’ın yerine hiçbir açıklama yapılmaksızın Buket Dereoğlu getirilmiş ve sanki ilk filmden beri Nurdan Hanım oymuşçasına Nurdan Hanım karakteri olarak oynatılmış.
Diğer bir sorun ise (ki bu sorun en önemli sorun olan aceleye getirilme ile ilişkili) ikinci filmde anlatılan olay örgüsünün bir benzeri kurularak üçüncü filmin çekilmiş olması. Yani filmin anlattığı yeni bir şey olmadığı gibi, sunduğu bir yenilikten de söz etmek mümkün olamıyor.
Serinin ilk filmi Rosemary’s Baby (1968)’nin başarılı ve özgün bir uyarlaması iken ikinci filmle birlikte Omen (1976)’ın ortalama ama özgün bir uyarlamasına kayılmıştı. Bu filmde ise Omen II (1978)’nin uyarlamasına geçilmesi gerekirken adeta tekrar Omen (1976)’nın bu kez özgün ve yenilikçilik içermeyen bir uyarlanmasıyla karşı karşıya kalıyoruz.
Yakın zamanda tüm haberleri kaplayan Epstein belgeleri üzerine küçük dokunmalar yapsa da, üzerinde çok daha iyi çalışılarak çok daha başarılı olabilecek bir fırsatın tepilmiş olduğu da rahatlıkla görülebiliyor.
Son yıllarda revaçta olan yapay zekâlı videoların kullanımının bir örneğini de bu filmde yer alan korku sahnelerinde görüyoruz. Üzerinde yeterince çalışılmamış oldukları için filmin renk tonlarına, ışıklarına ve karakterlerin benzerlikleriyle ilgili detaylar nedeniyle yapay zekâ ile yapılmış olduklarını izleyiciye adeta bağırarak haykırıyorlar. Serinin önceki filmlerine benzer şekilde kıyamet alametleri televizyondaki haberler üzerinden verilse de gökyüzünde görülen üç ayın görünmesine dair alamet görsel olarak veriliyor ancak bu görsel de maalesef az önce altını çizdiğim yapay zekâ araçlarının verimli ve titiz çalışılmaması nedeniyle sırıtıyor.
Sonuç olarak Deccâl 3; çok daha fazlasını başarabilecekken aceleye getirilerek gösterime girmiş bu nedenle de kendini kötü bir şekilde tekrarlamak zorunda kalmış bir film olmaktan kurtulamıyor. Büyü temalı cin unsurlu filmlerden uzaklaşarak yerli korku izlemek isteyenlerin beklentilerini yüksek tutmaksızın tercih edecekleri bir film.
