13 Mayıs 2026
babilin-laneti-banner

“Uçaktaki Yapay Pilot, Mağaradaki Tuvalet, Duvardaki Afiş…”

RM Medya yapımcılığında çekimleri Mardin’e bağlı Oğuz Köyü’nde yer alan Dara Antik Kenti’nde çekilen, ismi çekimler sırasında Tılsım olarak geçen, ardından Tılsım Babil’in Laneti olarak açıklanan sonrasında ise Babil’in Laneti olarak güncellenen filmin yönetmen koltuğunda Mazlum Yiğit oturuyor. Görüntü yönetmenliğini İbrahim Çelik’in üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Yaşar Gündem, Sefa Zengin, Şirin Yıldırım, Meral Kaplan, Banu Bakikuşağı, Bilgay Arin, Asuman Durmaz, Ramazan Özgören, Nazar Artan, Halil Azizoğlu, Gizem Turan gibi isimler yer alıyor.

Filmin konusunu Mezopotamya’da cinlerle yapılan bir anlaşmanın ürünü olan ve yeraltına gömülen büyü kitabının arkeolojik bir kazı sırasında gün yüzüne çıkmasıyla, araştırmacı Aytaç ve ailesinin açıklanamayan paranormal olaylarla karşı karşıya kalmaları oluşturuyor. Mezopotamya’da, cinlerle yapılan bir anlaşma sonucu yaratılan büyü kitabı, Dara Antik Kenti’yle birlikte yeraltına gömülmüştür. Günümüzde arkeolog Aytaç ve ekibi, bu efsanevi kitabın izini sürerken hem kazı alanında hem de Aytaç’ın ailesinin hayatında korkunç paranormal olaylar yaşanmaya başlanır. Cinler, geçmişte yapılan günahın bedelini kanla ödetmeye gelmiştir ve bilimin bittiği yerde insan, karanlıkla yüzleşmek zorunda kalacaktır.

Çekimleri orta halli olan filmin oyuncularının performansları için ne yazık ki aynı şeyi söylemek mümkün olamıyor. Bir replik önce söyledikleri ile sonrakinin tutmaması mı dersiniz, birkaç kez aynı repliği tekrarlaması mı dersiniz yoksa mantıksızlık içeren tekrar sorular mı ararsınız; hepsi arka arkaya izleyicilere adeta yumruk atıyor. Birçok yerli yapımda karşımıza çıkan inandırıcılığı düşük arkeolog profiline nazaran kazı alanında işaretlerin ve bayrakların bulunması, işçilerin yer alması, kurulmuş çadırları dahi düşünmüş olan yapım ekibi maalesef iş tuvalete gitmek olduğunda bunu düşünmemekle kalmamış yapımın ortasında arkeolog ablalarımızın ellerinde meşalelerle kazı alanına tuvalet yapmaya gitmelerini uygun görmüş. Evet bildiğiniz kazı alanının içerisinde bulunan bir mağaraya “Tuvalete gidiyorum” diyerek gidiyorlar. Kapalı alanda şapka takılmamasına dair görgü kurallarını duymamış olan profesör akademisyenimiz, bir kız bir erkek olmak üzere iki öğrencisini göndermiş olduğu kazı alanına giderken yolu bulamıyor ve Google haritalardan bile bulabileceği kazı alanına (ki halihazırda o bölgedeki insanların da kazı alanında işçi olarak çalıştığını anımsatayım) arabadan inip tekne ile gitmeye çalışıyor. Evet, hem de üzerinde Karayip Korsanları filminden Davy Jones’un maketinin bulunduğu turistik tekne ile… Ve bu sırada karşılarına çıkan herkes istisnasız olarak ki bunlardan biri tek koyununu yürüten bir çoban, diğeri ise Davy Jones maketli tekne kaptanı, “Oraya giden geri dönmedi. Oraya gitmeyin. Varın şimdi geri dönün” diyerek uçakta dahi kovboy şapkasını kafasından çıkarmayan profesör amcamızı ve yanında getirdiği bilim kadını ablalarımızı uyarıyor. Ama bunca uyarı sırasında ne hikmetse, o bölgede yıllardır kazı yapıldığını söylemek bilim insanlarımızın aklına gelmiyor. Babilliler akıllarını başlarından almış olsa gerek…

İki senedir olmazsa olmazımız olan yapay zekâ destekli sahneler bu yapımda da peşimizi bırakmıyor. Uçakta geçen kâbus sahnesindeki pilotlarımız yapay zekâ olduklarını seyircilerin gözlerine gözlerine sokarken, yapımın başlangıcındaki geçmişe dair sunulan bilgiler de yine buram buram yapay zekâ kokuyor. Kamos (2025) filminde de girişte geçmiş benzer şekilde gösterilmiş ve bu görüntüler yapım gösterime girerken Youtube’daki hesapları üzerinden de paylaşılmıştı. Yapımın yüksek bütçeli görünmesi için sarf edilen çabalar maalesef işe yaramıyor ve uçak sahnelerinin aslında bir model uçakta çekildiği, pilotlara ait görüntülerin ise yapay zekâ destekli videolar oldukları net bir şekilde anlaşılabiliyor. Bunun yanı sıra profesörün eşiyle olan diyaloglarında villa olduğundan bahsedilen evinin bir ofis ya da apartman dairesi olduğu da maalesef dikkatli gözlerden kaçmıyor. Hatta bir sahnede, geçtiğimiz yıllarda vizyona giren Nûfer (2024) filminin afişi de duvardan seyircileri selamlıyor.

Bir diğer trendimiz tarihi mekânların kullanımı. Aynı biçimde arkeolog ekibi ve bir lanetin uyarılmasını konu edinen 2004 yapımı Büyü filmi Mardin’de çekilmişti. Deccâl 3 (2026)’nın final sahnesi Didim Apollon Tapınağı’nda geçiyordu, Sahra (2025) da Mardin’de bulunan Zerzevan Kalesi’nde çekilmişti. Bu yapımda yer alan Meral Kaplan’ın yer aldığı bir diğer yapım olan Annis Ölüm Gecesi (2022) de Düzce’de bulunan Prusias ad Hypium Antik Tiyatrosu’nda çekilmişti ve benzer şekilde arkeolog ekibi gibi unsurlar üzerinden Büyü (2004)’den esinlenilerek oluşturulmuştu. Benzer şekilde bu yapımda ise arkeolog ekibindeki kadın-erkek sayılarının aynen korunduğu bir matematik uygulanmış.

Sonuç olarak Babil’in Laneti; gösterime girmemesi gereken yapımlar arasına adını altın harflerle yazdırmayı başarıyor.