“Rüyalarda Buluşuruz…”
DMC, Wovie ile Retropro ortak yapımcılığında çekilen Cinhar filminin yönetmen koltuğunda Azem 2: Cin Garezi (2015), Azem 4: Alacakaranlık (2016), Cumalı Ceber 2 (2018) ve Azem 5: Zair (2025) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Özgür Akbaş oturuyor. Senaryosunu yönetmen Akbaş ile Erçin Sadıkoğlu’nun birlikte kaleme aldığı, görüntü yönetmenliğini Emrullah Kaymaz’ın üstlendiği, müzikleri Alp Mert Döğücü tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Sude Nur Balcı, Zeynep Kıvan ve Recep Özdemir yer alıyor.
Filmin konusunu bir lanetin uyanması oluşturuyor. Sislerin hiç dağılmadığı, Sakarya’nın bir dağ köyünde yaşayan genç çift Narin ve Yusuf, bebeklerini kaybettiklerinde hayatları sonsuza dek değişir. Kardeşi Narin’in acısını paylaşmak için şehirden yanına gelen Çiçek, beraberinde sıradan bir teselli değil, karanlıkla mühürlenmiş bir muska getirir. Çocukluğundan beri büyüler ve ruhani varlıklarla uğraşan bu genç kız ruhunda annelerinden kalan bir sır taşımaktadır. Acının yerini giderek derinleşen bir dehşet alırken, açılan kapı artık kapanmaz. Ve o kapının ardında bekleyen şey, geri dönülmez bir hesaplaşmadır.
Sinematografisi başarılı olan filmin mekân tasarım, ışıklandırma, renklendirme gibi teknikleri de yeterli. Oyuncuların performansları iyi olsa da izleyicileri olayların gerçekliğine inandırmaları konusunda biraz sorun olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu sorunun nedeni ise sahnelerin birbirini tamamlayamayan, yarım kalan skeçler halinde ilerlemesi. Bir önceki sahnede Badem Efendi adlı keçilerinin boynundaki zili çıkarıp bir kenara asan Yusuf’un daha sonra bu çanı tekrar tekrar keçinin boynunda gördüğünde şaşırmaması; dolayısıyla da olması gereken tepkiyi vermemesi ya da bir sahne öncesinde kâbus görmüş Narin karakterinin kocasının ortadan kaybolduğunu o gelene dek fark etmemesi gibi mantık hataları nedeniyle oyuncuların performansları iyi olsa da maalesef izleyiciler üzerinde olması gereken etkiler yaratılamıyor.
Filmin bir diğer sorunu ise muamma içermemesi. Dümdüz bir şekilde kimin kime kıskançlık duyduğunu, kimin kime büyü yaptığını lineer bir çizgiyle izlememizin yanı sıra hikâye de yerli korku sinemamızda en çok işlenen olay örgülerinden biri. Bu da filmin sunduğu sinematografi ve çekim açılarına nazaran hikâye tarafının basit kalmasına neden oluyor. Her ne kadar finalde ters köşe yapılmak istenilmiş olsa da mantık hataları bu ters köşenin de işe yaramamasına neden oluyor.
Bu hafta gösterime giren iki yerli yapımın leğende duş alma ve şamanik büyücü unsurlarında pişti olduklarını da belirtmek gerekiyor. Üstelik Dakhul (2026)’da Eski Kadın adında bir şaman büyücüsü kullanılmasına rağmen kadının ayin sırasında İslami sözler zikretmesine karşın Cinhar (2025)’da erkek bir havas alimi karşımıza çıkıyor ancak bu havas alimi de dairesel bir alanda siniye vurmak sonrasında da sininin içerisine çamurumsu toprak sürmek suretiyle şamanizme yakın ritüeller gerçekleştiriyor. Tabii burada Dakhul (2026)’da duş alan kadın oyuncunun vücuduna bir damla bile su değmemesine karşılık Cinhar (2025)’daki kadın oyuncunun duş sahnesinin daha gerçekçi olduğunu da belirtmek gerekiyor… Ancak duş demişken; yıl olmuş 2026, hâlâ sosyal medyada kadın bedeni teşhiriyle sinemada seyirci toplayabileceğine inanan yapımcıların olduğunu görmek bir hayli üzücü!
Sonuç olarak Cinhar; sinematografisi, çekim açıları ve mekân tasarımlarıyla başarılı olsa da mantık hataları ve skeç mantığıyla ilerleyen sahnelerinin birbirinden kopuk oluşu nedeniyle orta halli bir film olmaktan öteye geçemiyor.
