HM Production yapımcılığında çekilen Gerçek Kayıtlar: Vaka 7’nin yönetmen koltuğunda Şeytan Geçidi Enhara (2018), Sir-Ayet (2019), Azra (2021), Mahluk (2022), Cin Sureti (2023) ve Zikir (2025) filmlerinde oyuncu; Küffar (2023) filminde senaryo yazarları arasında; Zikir (2025) filminde görüntü yönetmeni; Zir-i Cin 4: Nesep Bağı (2026) filminde yönetmenlerden biri; Zir-i Cin 2 (2023) ve Zir-i Cin 3: Cin Düğümü (2024) filmlerinde ise hem yönetmen hem de senarist olarak karşımıza çıkan Burak Küçük oturuyor. Senaryosunu da yönetmen Küçük’ün kaleme aldığı filmin oyuncu kadrosunda ise Aylin Tahta, Murat Seviş, Berke Adıyaman, Sema Sevinç, Suat Atan, Gülcan Doğan, Cemal Aşkın Alpçetin gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu iki hastasının sürekli söylediği aynı kelimeyi babaannesinin de günlerce sayıkladığını öğrendikten sonra durumu incelemek için kamerasıyla onun yanına giden nöro-kriminoloji uzmanı Meltem’in yaşadıkları oluşturuyor. Bu görüntüler, Dr. Meltem Taşkıran’dan geriye kalan son kayıtlardır… Cinlere değil kanıta inanan nöro-kriminoloji uzmanı, hastalarının kriz anlarında fısıldadığı tek bir kelimenin peşine düşer: “Geldiler.” Birbirini hiç tanımayan iki hasta, aynı kelime. Ve aynı gece gelen bir telefon; babaannesi de günlerdir aynı şeyi sayıklamaktadır. Meltem kamerasını alıp doğduğu köye döner. O geceden sonra hiçbir şey bildiği gibi değildir. Meltem her anı kaydeder. Çünkü ona kimse inanmamaktadır ve aklını kaybetmediğinin tek kanıtı, elindeki kameradır.
Çekimleri fena olmayan, found footage türünde çekilmeye çalışılmış filmin başlangıçta özellikle din-bilim çatışması, nöro-kriminoloji uzmanı ana karakter Meltem Taşkıran’ın ailesinden gelen telefon nedeniyle köyüne gitmesi nedeniyle Dabbe 4: Cin Çarpması (2013)’na oldukça yakın konumlandığını belirtmek gerekiyor. Ancak sorun found footage türünün kullanımında uygulanmaması gerekenlerin özellikle filmin finalinde karşımıza çıkması oluyor. Ters köşe yapayım derken bir çuval inciri mahvediyor ve tutunulan dalı kesiveriyor. Bazı sahnelerde olmaması gereken fon müziklerinin duyulması ise bu alt türü sevenlerin göz devirmesine neden olacak yönlerden bir diğeri.
Filmin başlangıcında nöro-kriminoloji uzmanı olarak tanıtılan Meltem Taşkıran’ın bu olayları neden araştırdığı da meçhul olarak kalıyor zira nörokriminoloji, suç davranışının ortaya çıkmasında beyin yapısının, biyolojisinin ve sinir sisteminin rolünü inceleyen ortak bir bilim dalı olarak geçiyor ve bu alan, klasik kriminoloji ve sosyoloji yaklaşımlarına ek olarak insan biyolojisini, genetiği ve nörolojiyi bir araya getirerek suçu anlamaya çalışan bir noktada bulunuyor. Bir akıl hastanesinde doktor olarak gördüğümüz pardon nöro-kriminoloji uzmanı olarak karşımıza çıkan Meltem Taşkıran’ın “Geldiler” kelimesinin peşine düşerek, ortada bir suç yokken araştırmaya başlaması da senaryonun en aksak kısımlarından biri. Üstelik kendi ailesini ortada bir suç dahi yokken neden kamera kayıtları eşliğinde araştırdığını açıklayacak bir mantık da bulunmuyor. Üstelik Meltem karakteri bilime sığınan bir tavır sergilemesi gerektiği anlarda daha çok batıl inanışa kayan tavırlar sergiliyor, bu durum da karakterin gerçekçiliğine izleyiciler açısından darbe vuruyor. Haliyle Meltem karakterine hayat veren Aylin Tahta ne yaparsa yapsın bu senaryo ile başa çıkamıyor ve dudağından asla silinmeyen ruju ve elinden bir saniye bile bırakmadığı kamerası ile anlatıya katkısı olmayan çekimler yaparak filmi uzatıyor. Evet bir sorun da filmin hak ettiğinden fazla uzun tutulmuş olması. Halihazırda bilinen matematikler üzerinden ilerlediği için şaşırmaya fırsat vermediği gibi bir yerden sonra da gereksiz yere uzadığı hissini seyircilere biraz fazla hissettiriyor.
Filmin artısı kötü makyajlara başvurulmaksızın çekilmiş olması ancak alt tür olarak seçilen found footage’ı karşılayamamasının yanına senaryodaki sorunlar da eklenince ortalama bir yerlerde kendini sabitletmek zorunda bırakıyor.
Sonuç olarak Gerçek Kayıtlar: Vaka 7; içinde olmaya çalıştığı alt türün kurallarını ezip geçen, senaryosunda sorunlar olan bir yerli korku olmaktan öteye geçemiyor.
