“Bilgi Veriyor Ama Korkutamıyor…”
Amerikan yapımı Curse of The Sin Eater, Türkiye’de gösterime girdiği adıyla Ruh Yiyici’nin yönetmen koltuğunda ilk uzun metrajıyla Justin Denton oturuyor. Senaryosunu Adam Davis ile Will Corona Pilgrim’in birlikte kaleme aldıkları filmin görüntü yönetmenliğini Robert Patrick Stern üstlenmiş. Müzikleri Minko Kalsbeek imzası taşıyan filmin oyuncu kadrosunda ise Carter Shimp, Elizabeth Laidlaw, Marcelo Wright, Shaina Schrooten, Larry Yando, Marika Engelhardt, J. Zane Stephens gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu fakirlikten bir gecede zenginliğe geçen bir adamın başından geçen olaylar oluşturuyor. Liseden terk, fakir bir tamirci olan Rick, Chicago’da arkadaşının yanında ay sonunu zor getirerek yaşamaya çalışan bir gençtir. Rick, milyarder George Drayton’ın evinde çalışırken bulduğu birkaç bin doları çalarken yakalanır. Bunun üzerine milyarderin oldukça cömert bir teklifiyle karşı karşıya kalır. Hayatının son günlerine yaklaşmış olan George, bütün mirasını Rick’e bırakmaya hazırdır. Tek bir koşulu vardır: Rick, milyarder öldükten sonra cesedinin üzerinden son kırıntısına kadar yemek yiyecektir. Rick teklifi kabul eder. Rick’in bilmediği şey, yemeği yerken aynı zamanda milyarderin ruhunun günahlarını da yemiş olur. Ritüelden sonra görmeye başladığı korkunç hayallerle ve halüsinasyonlarla Rick’in hayatı alt üst olur. Bu yaşamına musallat olan lanetli karabasanlardan kurtulmak için milyarderin geçmişini araştırmalı ve günahlarından azad olmalıdır.
18.ve 19. yüzyılda özellikle fakir halkın tercih ettiği bir meslek olan günah yiyiciliğe dayanan film, korkunun dozunu yüksek tutamasa da gizem ve gerilim atmosferini başarıyla yansıtmayı başarıyor. 2003 yılında Brian Helgeland’ın yönetmenliğinde çekilen, başrolünde Heath Ledger’ın bulunduğu The Order filmine nazaran çok daha düşük bir bütçe ile kotarılmış olduğunu söylemek mümkün. The Order filminde özellikle kiliseden aforoz edilmiş önemli şahısların günahlarının üstlenilmesi fantastik unsurlar da kullanılarak işlenirken, bu filmde ölen kişinin tüm mal varlığını kendisine bırakması için onun cesedi üzerinden yemek yiyen Rick’in etrafında olaylar şekilllendiriliyor. Yemek sahnesi bazı izleyiciler için tiksindirici gelecek olsa da, sonrasındaki korku sahnelerinde karşımıza çıkan günahlar çok da geçmişe gidemeden kısıtlı sayı ile adeta geçiştiriliyor.
Bu haliyle bakıldığında aslında özellikle tarihi çok eskiye dayanan bu şaşırtıcı mesleğe dair bilmeyen izleyicilere bilgi vermek dışında bir misyon üstlenemeyen film, yönetmenin önceki çalışmaları gibi kısa metraj olsa tatmin edici olabilecek ancak uzun haliyle çok da vurucu olmayı başaramayan bir anlatı sunmaktan öteye geçemiyor.
Sonuç olarak Curse of The Sin Eater; bu konuyla ilgili bilgisi olmayanlar açısından şaşırtıcı olabilecek ancak korku sahneleri yeterince yer kaplayamayan, kısa olsa daha başarılı olabilecek, ancak ortalama anlatı sunmaktan bir film olmanın dışına çıkamıyor.
