“Kusursuz Arkadaş, Kusursuz Bilimkurgu…”
BoulderLight Pictures, New Line Cinema ile Vertigo Entertainment ortak yapımcılığında çekilen Companion, Türkiye’de gösterime girdiği adıyla Kusursuz Arkadaş’ın yönetmen koltuğunda Everything (2009), Blue Mountain State (2010-2011), Suburgatory (2012-2013) gibi dizilerde yönetmenlik ve senaristlik yapan; The Mountain (2008-2009), My Dead Ex (2018) gibi dizilerin ise yaratıcıları arasında bulunan Drew Hancock ilk uzun metrajıyla oturuyor. Görüntü yönetmenliğini Eli Born’un üstlendiği, müzikleri Hrishikesh Hirway tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Sophie Thatcher, Jack Quaid, Megan Suri, Harvey Guillén, Lukas Gage, Jaboukie Young-White, Rupert Friend gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu bir milyarderin ölümünün, Iris ve arkadaşlarının göl kenarındaki malikanesine yaptıkları bir hafta sonu gezisinde bir dizi olayı tetiklemesi oluşturuyor. Iris ve Josh hafta sonunu geçirmek üzere Josh’un arkadaşlarının kentten oldukça uzakta bulunan göl evine giderler. Iris bulundukları ortamda, özellikle ev sahipleri Sergey nedeniyle gergindir. Ertesi sabah biri öldüğünde işler çığrından çıkacaktır.
İzleyicilere sürpriz olması adına konusu tam olarak açıklanmayan filmin fragmanı hali hazırda bir yapay zekâ hikâyesinin sinyallerini izleyicilere veriyor. Yapay zekâ ise son dönemde korku ve gerilim filmlerinin yeni trendi olma yolunda hızla ilerliyor. Robot – insan ya da yapay zekâ – insan ilişkilerinin olay örgüleri çoğunlukla robotların ya da yapay zekânın insani duygular taşıması üzerinden ilerlediği için uzaktan bakıldığında birbirine çok benzer öyküler anlatıyor gibi görünseler de işin içine biraz yaratıcılık girdiği takdirde seyir keyfi ve akılda kalıcılık gibi minik skillere sahip olabiliyorlar.
Companion’da da sinematografisinden sanat yönetimine değin oldukça başarılı bir atmosfer izleyicileri bekliyor. Müzikleri oldukça iyi tasarlanmış olan filmde, bazı sahnelerde kendinizi koltukta hafifçe kalçanızı sallarken bulmanız olası. Filmin kalbinde Iris karakterine hayat veren Sophie Thatcher bulunuyor ve karmaşık duygularla oldukça zor durumlar arasında gezinen bir karaktere hem kırılganlık hem de güç kazandıran katmanlı bir performans sergileyerek filmi başından sonuna dek sırtlamayı başarıyor. Tabii bu sırada Josh karakterine hayat veren Jack Quaid’ı da es geçmemek gerekiyor. Quaid da tıpkı ‘kusursuz arkadaşı’ gibi zaman içerisinde evrim geçiren bir karaktere sahip. Haliyle Quaid ile Thatcher hikâyenin duygusal gerilimlerini izleyicilere başarıyla aktaran, otantik ve ilgi çekici hissettiren bir dinamik yaratmayı başarıyorlar. Diğer oyuncuların da gerçekçi ve izleyicilerin kalbini fethedecek performanslar sergilediklerini de mutlaka eklemek gerekiyor.
Filmin benzerlerinden ayrılmasını sağlayan “Acaba”nın akıllıca keşfine dair sunduğu sorularda gizli. İlişkilerde teknolojinin rolü ve dolaylı olarak da teknolojiyle insan ilişkisi hakkında zor sorular soruyor ve giderek daha fazla bağlantılı hale gelen dünyamızda yapay zekânın hem vaatlerini hem de tehlikelerini anlatıya kusursuz bir şekilde eklemlendirerek ele almayı ilerlemeyi tercih ediyor. Bütün bunlar da izleyicilerin filmin gergin atmosferinde yer yer rahatlamasına ve gülmesine olanak sağlayan anları şekillendiriyor.
Barbie’yi anımsatan kostüm ve makyajları, kullandığı font tercihiyle “bir aşk filmi” olduğunu vurgulayan filmin, oldukça kanlı ve şiddet içeren sahnelere sahip olduğunu da belirtmek gerekiyor. Filmin feminist yanının oldukça diri tutulması ve ağırlığını feminizmden yana kullanması da hiç şüphe yok ki değerini arttırıyor.
Sonuç olarak Companion; farklı bir aşk hikâyesini kanlı ve şiddetli bir şekilde sunan hem gerginliği hem de eğlenceyi uygun dozda kullanarak izleyicilere iyi vakit geçirtmeyi vaat eden, mutlaka akılda kalan sahnelerle salonu terk edeceğiniz iyi bir bilimkurgu gerilimi.
