“Şişt Şişt Sakin Ol, Kedine de Hakim ol…”
Amerika yapımı A Quiet Place: Day One, Türkiye’de gösterime girdiği adıyla Sessiz Bir Yer: Birinci Gün filminin yönetmen koltuğunda Pig (2021) filminin de yönetmenliğini yapmış olan Michael Sarnoski oturuyor. Senaryosu da Sarnoski’ye ait olan filmin görüntü yönetmenliğini Pat Scola üstlenmiş. Müzikleri Alexis Grapsas’a ait olan filmin oyuncu kadrosunda ise Lupita Nyong’o, Joseph Quinn, Alex Wolff, Djimon Hounsou, Thara Schöön, Thea Butler gibi isimler bulunuyor.
A Quiet Place serisinin üçüncüsü olan ve daha da öncesine saran bir prequel olan filmin konusunu ise tüm dünyanın sessizliğe gömülmesine sebep olan yaratıkların yeryüzüne indiği gün yaşananlar oluşturuyor. Ölümcül bir hastalığa sahip olan Sam bir hastanede kalmaktadır. İnsanlardan ve şehirden kendini izole etmeye çalışan Sam’in en iyi dostu kedisi Frodo’dur. Hastane yetkilileri hastaları New York’a götürecekleri bir etkinlik düzenlediklerinde, Sam çok istemese de bu etkinliğe katılır ancak şehre indiği bu gün, yaratıkların da New York’a inecekleri gün olacaktır.
Serinin ilk filmi iki çocuk ve ebeveynlerinden oluşan Abbott ailesinin avını sesle bulan gizemli yaratıklar karşısında hayatta kalma mücadelesini anlatıyordu. İkinci filmde yaratıkların saldırısından kurtulan Abbott ailesinin üyeleri olan anne Evelyn ve çocukları Marcus ile Regan’ın evleri olarak gördükleri bu yerden ayrılıp bilinmeze doğru çıktıkları yolculuk anlatılmaktaydı. Hikâyeyi, serinin daha da öncesine saran bu filmde; serinin alameti farikası olan Abbott ailesi yer almamakla birlikte, yaratıklar fazlasıyla karşımıza çıkıyor. Serinin ilk filminde izleyicilere verilen en büyük tekinsizlik yaratıkların gösterilmemesi ancak sese duyarlı olduklarının verilmesiydi. Serinin ikinci filmiyle yaratıkların daha görünür olmaya başlaması sonrasında daha da öncesine gittiğimiz bu filmde yaratıklar adeta serinin ilk filmine nanik yaparcasına fütursuzca çoğaltılmış.
Filmin çekimleri, görsel efektleri iyi olmasına karşın maalesef serinin diğer filmlerinde olduğu gibi bunda da öyküyle ilgili sıkıntılar bulunuyor. Marketleri yağmalayarak ihtiyaçlarını karşılayan Abbott ailesinin doğum kontrol önlemi gibi gereksinimleri önemsemeyip bunun yerine çıt çıkarılmaması gereken bir ortamda çocuk yapmış olmaları yeterince mantıksız bir davranıştı. Serinin bu bölümünde ise yine bir dünyanın sonu filmi olan I am Legend (2007)’a öykünen bir senaryo karşımıza çıkıyor. Normalde sahibini bulabilen, suda rahatlıkla yüzebilen ve komutları algılayabilen hayvanlar köpekler iken, pişti olmamak adına kedinin seçilmiş olması ve bu kedinin ortalıkta bunca olay olurken her seferinde sahibini bulması, suya girdiğinde sakince sahibini tırmıklamaksızın sarılarak ilerleyebilmesi gibi mantık sorunları bulunuyor. Kedi sahiplerinin bu sahneleri gördükten sonra evde kendilerini bekleyenleri düşündüklerinde bir kahkaha atmaları ve kendilerini çocuklarını iyi yetiştirememiş(!) kötü birer ebeveyn gibi görmeleri olası.
Korku ve gerilimden ziyade dram yönü ağır basan film maalesef gerçekçilikten oldukça uzak bir öykü nedeniyle sorun yaşıyor.
Sonuç olarak A Quiet Place: Day One; çekimleri ve oyunculukları başarılı olsa da hikâyesinin gerçekçilikten uzak yapısı ve dramaya yüklenmesi nedeniyle izleyip unutulacak orta halli bir yapım.
