“Cinsiz Türk Korku Filmi Ama Adı Cin Mezarı…”
Nazin Medya yapımcılığında İzmir’de çekilen Cin Mezarı’nın yönetmen koltuğunda Yücel Kaplan oturuyor. Senaryosunu Hüseyin Sezay Tütüncüler’in yazdığı, görüntü yönetmenliğini Mustafa Kara’nın yaptığı yapımın oyuncu kadrosunda ise Abdullah Koç, Venera Abdullina, Irina Markes, Sezay Tütüncüler, Çağlar Ekşioğlu, Hasan Çitil, Zişan Özlem Akçalı, Ozan Aksu, Tamer Aktulum, Serdar Dünver, Müzeyyen Aktaş gibi isimler bulunuyor.
Yapımın konusunu köy hayatı hayali kuran bir annenin isteği üzerine satın alınan bir evin ardındaki tüyler ürpertici gerçeklerin ortaya çıkması oluşturuyor. Şehir hayatından sıkılmış annesinin hayal ettiği köy evini almaya karar veren Yusuf, başlarına geleceklerden habersiz annesinin istediği evi bulur. Fakat bu ev bir ailenin sonunu getirecektir.
Çekimleri oldukça kötü olan yapımda mantık hataları, kötü kadrajlar, anlamsız mizansenler, birbirine zıt diyaloglara varana değin akla gelebilecek her türlü teknik sıkıntı mevcut. Öncelikle yapımın adından başlamak gerekiyor. Her ne kadar ismi “Cin Mezarı” olarak geçse de yapımdaki korku unsuru cin değil, ölen bir çiftin ruhları… Köy evini büyük bir hevesle alan çiftin kaza geçirip ölmeleri sonrasında ev bu çift tarafından adeta lanetleniyor. Bu hikâye bir yerden tanıdık geldi mi? Evet, Beetlejuice (1988) filminin tam da başlangıç hikâyesi. Kaza geçirerek ölen hayalet çift, evlerine yerleşen kişileri korkutmaya çalışıyordu. Cin Mezarı’nda ise durum daha farklı ilerliyor ve bu çiftimiz korkutmak yerine eve gelenleri boğarak ya da boyunlarını kırarak öldürüyor.
Yapımın adı yazmadan önce gösterilen sahneler, yapımın içinde aynen tekrar kullanılıyor ve hayalet çiftimiz mezarlarından birer hortlak ya da zombi şeklinde yaprakları saçarak kalkıyorlar. Ancak Müslüman değiller sanırım zira üstlerinde yırtılması gereken kefenler yerine toprağa bulanmış, kirli beyaz elbiseler bulunuyor.
Eve gelen aile, ilk gecenin sabahında adeta hayaletler bir şey yapmadan dağılıyor çünkü Yusuf ile karısı işlerini halletmek adına şehre dönüyorlar, Yusuf’un annesi henüz önceki akşam geldiği (ve mantıken ne zaman / nerede kurulduğunu bilmesinin imkânsız olduğu) köydeki pazara giderek erzak alıyor, Yusuf’un erkek kardeşi Mehmet ise kendini araziye salıyor. Ve herkes bir şekilde evin geçmişine dair bir şeyler öğrenerek geri geliyorlar. Köy evi hayaletler olmadan da o kadar paranormal durumda ki, Yusuf’un annesinin salatalık torbasının ağzı bir bağlanıyor bir açılıyor, Yusuf’un annesi ile erkek kardeşi Mehmet’in yattıkları salondaki çekyatların çarşafları kendi kendilerine toplanıyor…
Elektriği bulunan bu köy evinde aile üyelerinin sürekli gaz lambalarının ışığında oturmaları, Yusuf’un yerde kan görmesine rağmen kanı takip etmek yerine uyuyan annesini uyandırıp “Anne Mehmet nerede?” sorusunu sorması gibi saçmalıklar silsilesi ise cabası.
Sonuç olarak Cin Mezarı; gösterime girmemesi gereken yapımların arasına adını büyük harflerle yazdırmayı başarıyor.
