“Rain’den Ripley Olmaz…”
20th Century Fox, Scott Free Productions ile Brandywine Productions ortaklığında çekilen Alien: Romulus filminin yönetmen koltuğunda Evil Dead (2013), Don’t Breathe (2016), The Girl in The Spider’s Web (2018) gibi filmlerinde yönetmenliğini yapmış olan Fede Alvarez oturuyor. Dan O’Bannon ile Ronald Shusett’in yarattığı karakterlerden yola çıkarak Alvarez ile Rodo Sayagues’in senaryosunu yazdıkları filmin görüntü yönetmenliğini Galo Olivares üstlenmiş. Müzikleri Benjamin Wallfisch tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Cailee Spaeny, David Jonsson, Archie Renaux, Isabela Merced, Spike Fearn, Aileen Wu, Rosie Ede gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu bir grup genç uzay sömürgecisinin, terk edilmiş bir uzay istasyonunun derin uçlarını temizlerken dünyanın en korkutucu yaşam formu ile karşılaşması sonucu yaşadıkları korku dolu olaylar oluşturuyor. Uzay sömürgecileri Rain, Andy, Tyler, Kay, Bjorn ve Navarro, görünüşte tamamen terk edilmiş gibi gözüken bir uzay istasyonunda bir şeyler bulma umuduyla arama yapar. Ancak onların gerçekte neler olup bittiğine dair hiçbir fikri yoktur. Çok geçmeden grup, dünyanın en korkutucu yaşam formu ile karşılaşacaktır.
Kült Seriyi Geriye Saralım…
1979 yılında Ridley Scott tarafından çekilen Alien’ın ilk filminde uzay gemisi mürettebatının bir yaratıkla karşılaşması konu ediliyordu. Görevini tamamlayarak Dünya’ya dönmeye hazırlanan kargo gemisi Nostromo’nun beş erkek, iki kadın ve bir kediden oluşan mürettebatı özel kabinlerinde uykudadır. Bilgisayarların çevredeki bir gezegende yabancı bir yaşam türü tespit etmeleri üzerine uyandırılırlar. Yasalar, akıllı olabilecek her canlının araştırılmasını emretmektedir. Dallas, Lambert ve Kane’den oluşan ekip, gezegene gittiğinde terk edilmiş bir uzay gemisiyle karşılaşır. Buldukları yumurta benzeri organizmaları incelerken, bir tanesi kırılır ve yengeç benzeri bir yaratık Kane’in yüzüne yapışır. Ekip gemiye döndüğünde Ripley, Kane’i içeri almakta tereddüt eder. Karantina kuralları çok açıktır. Mürettebatın arkadaşlarını kurtarmak için bu sorumluluğu almasıyla olaylar çığrından çıkacaktır.
1986 yılında James Cameron tarafından çekilen Aliens filmi ise ilk filmin 57 yıl sonrasında geçiyor. Nostromo’dan kurtulan tek kişi olan Teğmen Ellen Ripley, yarım yüzyıllık derin uykusundan uyandırılarak dünyaya getirilir. Bu sırada yaratıkları buldukları gezegenin sonradan kolonileştirildiği ve insanların yaşadığını öğrenir. Söz konusu koloniden bir süredir haber alınamamaktadır ve Ripley, uzman bir komando ekibi ile yaratıkları yoketmeye ve sağ kalanları kurtarmaya gider.
1992 yılında David Fincher yönetmenliğinde çekilen Alien 3, Aliens filminin kaldığı yerden devam ediyordu. Ripley ve ekibinden Bishop ve Newt uzay marinlerinin de yardımıyla uzaylı korkunç yaratıklardan kurtulmuş ve kendilerini dondurarak bir uzay gemisi ile yola çıkmışlardır. İçinde bulundukları uzay gemisi, Fiorina 161 isimli hapishane gezegenine çarpar. Çarpışmada Newt ve Bishop hayatlarını kaybeder. Hapishane gezegeninde hiç bir türlü silaha izin verilmemektedir. Fiorina 161, cezaevi kolonisine dönüştürülmüş bir maden tesisidir ve bu tesis sadece erkek mahkumları barındırmaktadır. Ripley, bu topluluğa karışır ve onların arasında yaşamaya başlar. Ancak kısa bir süre sonra, koloni içinde bir Xenomorph ortaya çıkar. Ripley, hem kendi hayatta kalma mücadelesiyle hem de Xenomorph’un varlığıyla mücadele etmek zorunda kalacaktır.
1992 yılında Ridley Scott yönetmenliğinde çekilen Prometheus, Alien serisinin başlangıcını anlatıyordu. Filmin başlangıcında dünyaya uzay aracıyla insansı bir yaratık gelir. Bu yaratık elindeki sıvıyı içtikten sonra tuhaf bir şekilde parçalanır ve suya karışır. Uzaylının farklı DNA’sı ise biyogenez bir reaksiyon başlatır. 2089 yılında meraklı arkeolog bir yıldız haritası bulur. Bu gizemli haritayı takip etmek ister. Arkeolog, kendisine 17 kişilik ekip oluşturarak bilimsel bir keşif gezisine çıkar. Türlerin varlığını araştıran bu ekip kayalık bir araziye gelir. Ancak o gizemli kayalık arazilerde, karanlık tünellerin içerisinde, ekibi hiç ummadıkları olaylar bekler. Adeta evrenin en karanlık noktasına yolculuk yapmışlardır. İnsanlığı korumak gibi büyük bir amaçla çıktıkları bu keşif, her şeyin sonu olma olasılığı taşımaktadır.
1997 yılında Jean-Pierre Jeunet tarafından çekilen Alien: Resurrection, Alien 3’ün 200 yıl sonrasında geçmektedir. Bilim insanları, yaratığa tekrar ulaşmak için bazı bilimsel çalışmalar kapsamında ölen Ripley’i yeniden hayata döndürürler. Ripley’in içerisinde yer alan yaratık, bir operasyon sonucu kadından alınır. Fakat, Ripley’de izleri kalmıştır. Uzay gemisi dünyadan çok uzak bir yerdedirler. Yaratık, hiçbir kaçışı olmayan bu uzay gemisi içerisinde yeniden bir araya gelirler. Ripley’in ölüm kalım mücadelesi bir kez daha kendini gösterecektir.
2017 yılında yılında Ridley Scott yönetmenliğinde çekilen Alien: Covenant, Prometheus’un devamı niteliğinde ilerliyor. Bilmedikleri bir gezegene iniş yapmak zorunda kalan mürettebatın yaşam mücadelesini konu ediniyordu. Prometheus’un yolculuğunun ardından Covenant adlı gemiyle yeni bir ekip, uzayın derinliklerine doğru yeniden yola çıkar. Varolduğunu bilmedikleri bir gezegene varırlar, ancak burada tehlikeli yaratıklar ve daha önceki Prometheus seyahatinden sonra burada kalmış David’le karşılaşacaklardır.
2004 yılında Paul W.S. Anderson tarafından çekilen Alien vs. Predator, Antartika’da buzlara gömülü garip bir piramitin bulunmasını anlatıyor. Özel bir uydu aracılığı ile, Antarktika’da tanımlanamayan bir ısı kaynağına rastlanır ve bunun, yer altında derinlere gömülü bir piramit olduğu fark edilir. Bunun üzerine daha detaylı bir araştırma yapmak üzere en iyi arkeologlar ve mühendisler Antarktika’ya giderler. Ancak ekip oraya vardığında bölgenin uzaylı türlerine ait bir savaş alanı olduğunu keşfederler. Bu hiç akıllarına gelemeyecek bir durumdur. Dahası bu insanlar, mevcut savaşın ortasında kalmışlardır. Film, uzaylıları korku salan varlıklar olarak işlemektedir. İki ayrı ırk söz konusudur ve insanlık ciddi anlamda tehdit altındadır.
2007 yılında Colin Strause ile Greg Strause’nin birlikte çektikleri Aliens vs. Predator: Requiem, Alien vs. Predator’un devam filmidir. Colorado yakınlarında küçük bir kasabaya yırtıcı bir yaratık iner. Bu yaratık karşılaştığı herkesi öldüren ve soyunun tükenmemesi için üreme amacıyla önüne gelen herşeyi paramparça eden bir yaratıktır. Çok geçmeden bu durum yüzlerce kişiyi çapraz ateşe maruz bırakan acımasız ve kuralsız bir ölüm kalım savaşına dönüşür. Yaratığın katliamı devam ederken, hayatta kalan bir grup insan kaçmaya çalışırlar. Fakat Amerikan hükümeti kendi ölümcül planını yapmaktadır.
Gelelim Romulus’a…
Seri içerisinde Alien (1979) ile Aliens (1986)’ın arasında kendine yer açmaya çalışan Alien: Romulus, ilk yarısında umut vaat etse de sonrasında önceki filmlerden sahnelere sarılarak ilerlemeyi tercih ediyor. Garantici bir tavırla yapılan bu seçimler ise önceki filmlerin hafızada canlanmasına ve dejavu olunmasından başka etki yapmıyor. Ripley’in Alien ile yüz yüze geldiği o efsanevi sahneyi başka bir oyuncu ile görmek ise izleyicileri filmden iten bir mekanizmanın çalışmasına neden oluyor. Serinin önceki filmlerinde her bir karakterin titizce yazılmış olarak karşımıza çıktığı karakterler yerine içi boş karakterlerin yer alması da oyuncuların tüm çabalarına rağmen seriye aşina olan izleyicilerin özdeşleşim kurmalarına engel oluyor. Dolayısıyla başarılı görsel efektler ve kurulmuş atmosfer izleyicileri korkutmak ve germek adına yetersiz kalıyor.
Yönetmen Alvarez’in Evil Dead ile The Girl in The Spider’s Web uyarlamalarının da başarısız olduğu düşünüldüğünde, aslında bu filmin de aynı şekilde ortalama düzeyde kalması şaşırtıcı değil. Özellikle kült olan filmlerin yeniden yapımları ya da devam filmlerinde o film ya da serilerdeki akıllara kazınan sahnelere göndermek yapmak adına o sahnelerin aynı şekilde kullanılmaya çalışılması ya da karakterlerin başka oyuncular tarafından canlandırılmasının olumsuz dönüşlere neden olduğuna dair bugüne dek binlerce örnek olmasına rağmen inatla devam ettirilmesi ise her seferinde geri tepen bir hatanın tekrarından ibaret. Bilhassa akıllara Alien ile birlikte gelen Ripley karakterinden sonra inatla yine de kadın karakter olsun denilerek kadınları sona bırakmak da aynı hatanın bir başka örnekleri arasında görülebilir. Ancak maalesef Cailee Spaeny’den bir Sigourney Weaver yaratmaya çalışmak tam bir intihar girişimi ve yönetmen Alvarez de bu seçimiyle adeta boynuna ilmeği kendi elleriyle geçirmiş.
Sonuç olarak Alien: Romulus; serinin kült filmlerini izleyenler için tatsız tutsuz bir yemek sunarken, ilk kez Alien izleyecekleri bir nebze tatmin edebilecek orta halli bir film olmaktan öteye geçemiyor ve kült serinin içerisindeki en zayıf halkalardan biri oluyor.
