26 Ekim 2026
kulyas-2-zikr-i-ayin-banner

“Zikir de Var Ayin de Ama…”

Dras Film Pictures, Dras Film Universal ile İlka Yapım ortak yapımcılığında 3 kıta, 37 mekân, 5 eyalet ve 4 mevsimde 2 yıllık bir sürede çekildiği duyurulan; Guinness rekorlar kitabına ”En çok mekanda geçen uluslararası korku filmi” olarak başvurusunun yapıldığı açıklanan Kulyas 2: Zikr-i Ayin filminin yönetmen koltuğunda Kulyas: Lanetin Bedeli (2019) ve Korku Takvimi (2022) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan, sosyal medyada Çeken Adam olarak tanınan Yunus Şevik oturuyor. Senaryosu Kulyas: Lanetin Bedeli (2019) ve Korku Takvimi (2022) filmlerini de kaleme alan yönetmenin ablası Esma Şevik tarafından yazılan filmin görüntü yönetmenliğini ise Furkan Yorgun üstlenmiş. Müzikleri Gökçe Kuran tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Seda Başayvaz, Can Yavuz, Muharrem Fındıcak, Cihan Yıldız, Fatih Uçar, Gül Arslan, Aynur Mutlucan, Zuhal Deliağaoğlu, Charlie Akduman, Dicle İkbal Karahan, Derin İzlem Karahan, Veysel Demir, Beste İdil Çağraşan, Hülya Çağraşan, Sıddık Ozan Kaya, Ayşe Ekinci, Elifsu Yıldırımlar, Hüseyin Can Altıngünlü, Gözüm Pul gibi isimler yer alıyor.

Filmin konusunu Helen’in sevdiği adamı geri kazanmak için yasaklı büyüler yaptırmasıyla Kulyas cinlerinin lanetini uyandırması oluşturuyor. Helen, sevdiği adamı geri kazanmak için büyücüye gider ve yasaklı büyüler yaptırır. Ancak bilmediği kutsal bir soy bağı vardır. Yaptığı bu büyüler, nesiller boyunca süregelen Kulyas cinlerinin lanetini yeniden uyandırır. Artık cinlerin boyut kapısı açılmıştır. Sevdiği adam felaketlerle karşılaşırken, Helen kendisini korkunç olayların içinde bulur. Soyuna ve kendisine bulaşan lanetten kurtulmak için, Kars’taki dergaha giden Helen, burada Mustafa Hoca ve Yavuz ile birlikte cinlerle mücadeleye girer. Yasak bir aşk, kanlı büyüler ve cin ayinleriyle karanlık sırlar açığa çıkar. Helen’in kurtuluşu ancak büyük bir bedelle mümkündür. Kars, İstanbul ve Amerika üçgeninde geçen bu hikâye 18. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’ndan günümüze kadar uzanır. Ürkütücü ayinler ve tüyler ürperten doğaüstü olaylarla Amerika’ya kadar gelen bu lanet kanlı cin tarihini ortaya çıkaracaktır.

Yönetmenin ve senaristin önceki yapımlarında olduğu gibi yine cameolarının bulunduğu ve bu cameoların özellikle kapanış jeneriğinde de belirtildiği filmin çekimleri orta halli olmakla birlikte oyuncuların performanslarının karakterlerine ısınmadıkları için düşük olduklarını belirtmek gerekiyor. Filmin en büyük handikaplarından biri, özellikle haber bültenlerinde ve filmin başlangıcında belirtilmiş olan 37 mekân, 3 kıta kullanılmaya çalışılması. Bu çaba sırasında filme dair sahnelerin ne kadar kopuklaştığı, çekimlerin verilmek istenen etkiyi verip veremediği gibi detaylara takılmaksızın sürecin tamamlandığı da izleyicilere maalesef yansıyor. Öyle ki, Amerika’da geçen sahneler filmden çıkarılsa, hiçbir kayıp yaşanmaz. Keza Kars’ın Sarıkamış ilçesinde bulunan tarihi Çar Köşkü flashbacklerde geçmişteki haliyle kullanılmak yerine günümüzdeki metruk hali ile gösteriliyor. Yine geçmişte geçen, dönem havası verilmesi gereken görüntülerin geçmiş havasını yansıtmaması da cabası. Büyüye gelecek olursak; nasıl alındığı gösterilmeyen kurbana ait saçların sabun büyüsünde bulunması gibi beyin yakan detaylara ek olarak Yavuz karakterinin sürekli çabuk olunması gerektiğini söylemesine rağmen her seferinde Yavuz ve Helen’in olması gerekenden yavaş davranmaları da cabası. Yabancı asıllı olmayan Helen karakterinin adının neden Helen olarak seçildiği muammasına Amerika çekimlerinde görülen rahibin bozuk şivesiyle konuştuğu sahneler de eklenince izleyicilerin göz devirmemesi mümkün olamıyor. Helen karakterinin gece yarısı tanımadığı bir adamla bir kafede Kafkas dansı izleyerek çay içme mizanseni ise en cringe sahne olarak değerlendirilebilir. Daha önce Türk sinemasında gerek korku türünde gerekse gerilim ve diğer türlerde karşımıza çıkan zikir sahnelerinin en kötüsü ile karşılaştığımızı da belirtmek gerekiyor. O ruh haline ulaşmadıkları, tek bir beden gibi hareket edemeyen bir grubun zikir ayini de bu bağlamda istenen etkiyi sağlayamıyor.

Kulyas: Lanetin Bedeli (2019) adlı ilk filmde yalnızca kollarda işaret olarak kullanılmış olan aslında Süleyman Mührü olarak bilinen, Musevilerin dini işareti olarak da kullanılan Davud yıldızı bu filmde Kulyas cinlerinin işareti olarak çarşaflı cinlerin kıyafetlerinde dahi görülmeye başlanıyor. Maalesef bu da yetmiyor ve büyünün Ani Harabeleri dahil olmak üzere 3 farklı kilisede yapılmış olduğu söylenerek bu kiliselerde dua okunarak düğümler çözülüyor. Dümdüz baktığınızda sorun yok gibi görünse de tüm inançlarda Süleyman Mührü olarak bilinen bu işaretin kötücül olarak gösterilmesi, kiliselerin kötücül yerler olarak verilmesi İslam dinini yükseltmeye çalışırken diğerlerinin ötekileştirilmesiyle sonuçlanıyor. Oysa İslam dini kendisinden önceki dinleri ve peygamberleri de kabul eden bir dindir ve İslam’da imanın 6 şartı da bunu gerektirmektedir. Amerika-Türkiye ortak yapımı olduğunu vurgulayan film, maalesef Amerikan sinemasında sıklıkla karşımıza çıkan filmlerin ötekileştirme ve propaganda amacıyla kullanılmasını uygulayıp diğer dinleri ötekileştiren temellendirmesiyle de bu ortak yapım vurgusunun hakkını veriyor. Bunların yanı sıra, bir film şirketinin Amerika’da “Universal” uzantılı bir şubesini yapım sürecine dahil etmenin filmi Amerikan filmi yapmaya yetmediğinin de altını çizmek gerekiyor.

Yönetmenin önceki filmlerine bakıldığında ileriye gidiş yerine gerileme dönemine girilmiş olduğunu söylemek mümkün. Zira önceki filmlerin senaryoları çok özgün olmasa da akan bir yapısı varken, bu filmde gereksiz sahnelerin yoğunluğu nedeniyle izleyiciler açısından tıkana tıkana ilerleyen bir yapıyla karşılaşılıyor.

Sonuç olarak Kulyas 2: Zikr-i Ayin; çok fazla mekânda çekilme çabasıyla gerçekleştirilmiş ancak hikâyesi oturmamış; oyuncuların içselleştiremedikleri için karakterleri başarısız canlandırdıkları yetersiz bir film olmaktan öteye geçemiyor.