“Aynı Tarif, Aynı Yemek Üstelik Daha Tuzsuz…”
TME Films ile Muhteşem Film ortak yapımcılığında Zonguldak’ta çekilen, ismi ilk olarak 2027 yılına gösterim tarihi alınırken Üç Harfliler: Kehanet olarak duyurulan ancak 8 Haziran 2026’da yapılan müthiş öngörülü bir güncellemeyle, şimdiki ismiyle ne tesadüf ki tam da sinemaların hafta sonu boyunca 90 TL kampanyası yapılacağının yeni açıklandığı 25 Eylül 2026 haftasına gün alan Üç Harfliler: Mühür filminin yönetmen koltuğunda Azubel (2021) filminde yapımcı ve oyuncu olarak; Hüddam’ın Soyu: Marid Cinleri (2022), Yudi: Yedikonuk Cinleri (2022), Zuhur: Cinn-i Ayin (2023), MAKKA: Cinn-i Azap (2024), Üç Harfliler: Fal (2025) ve Kıble: Bitlisli Belkıs (2026) filmlerinde ise yönetmen olarak karşımıza çıkan Mert Uzunmehmet oturuyor. Senaryosu da Uzunmehmet tarafından kaleme alınan, görüntü yönetmenliğini Kaan Çalışkan’ın üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Asena Keskinci, Hicran Çalı, Oğuzhan Mengübeti, Ejder Özkarslıgil, Fulya Koçak, Şenay Dede, Tuana Çoruk gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu Falcı Müzeyyen’in, sırlarla dolu bir konakta yaşayan Fatma ve ailesinin çekildikleri karanlığa çözüm bulmaya çalışması oluşturuyor. Doğmamış bir bebeğin masumiyetine kazınan gizemli bir mühür, Falcı Müzeyyen’i geçmişin en karanlık güçleriyle yüz yüz bırakan ölümcül bir sınava sürükler. Köklü ve sırlarla dolu bir konakta yeni bir sayfa açmaya çalışan Fatma ve ailesi, evlerine adım atan beklenmedik bir misafirle birlikte görünmeyen bir kötülüğün serbest kalmasına tanıklık eder. İradeleri, akıl sağlıklarını ve birbirlerine duydukları sarsılmaz güveni hedef alan bu acımasız dehşetin ardındaki sırrı çözmeye çalışan Müzeyyen, üç harflilerin kurduğu karanlık tuzakların derinlerine çekilir. Yaşanan amansız süreç, bazı kaderlerin insan eliyle değil, zamanın ötesinde çok daha korkunç güçler tarafından çoktan mühürlendiği gerçeğini gün yüzüne çıkaracaktır.
Çekimleri ve mekân tasarımı yapım şirketlerinin bütçesi nedeniyle başarılı olan filmin senaryosu için aynı şeyi söylemek mümkün olamıyor. Yönetmen Uzunmehmet’in daha önce çekmiş olduğu yapımlarında kullandığı 3 kadın karakter ve bir erkek denklemi klişesi ile bir yönetmen imzası olarak kullandığı kanarya ve kuş kafeslerine bu kez bir kayınvalide ile erkek karaktere bir erkek kardeş ekleniyor. Filmin içerisinde üç kez mühür ve kehanet kelimeleri geçmesine rağmen mühür ve kehanete dair neredeyse hiçbir unsur bulunmadığı gibi, kadın karakterler de olabildiğince kötü, fesat ve şeytanın işbirlikçisi olarak konumlandırılıyorlar. Birçok sahne gereksiz olarak uzatılıyor, finale yaklaşırken izleyicilere o ana dek verilmesi gereken ipuçları yerine bir sürü sahte yemleme yapıldığı için sonunda her şeyin tek tek anlatılması ve açıklanması gerekiyor. Düşük bütçeli yapımlarda da kullanılan bir karakterin oturup hikâyeyi özet geçerek hem karşısındaki karaktere hem de dolaylı yoldan seyircilere açıklaması formülü; bütçeli olan bu filmde ise ek sahnelere başvurularak çözülüyor.
Daha önce Kıble: Bitlisli Belkıs (2026) adlı yapımda fotoğraftan kemik ölçümü ile seçilmiş olduğu açıklanan Hicran Çalı, kimlik bunalımı yaşarcasına aynı kıyafetlerle yönetmenin Belkıs’tan önceki filminde de yer alan Falcı Müzeyyen olarak tekrar karşımıza çıkıyor. Hatta film bu karakteri odağına alıyormuş gibi lanse edilse de afişte büyük harflerle Asena Keskinci adıyla karşılaşıyoruz. Oysa filmin konusunu okuduğumuzda da ikincil öneme sahip karakterin Fatma’ya hayat veren Şenay Dede’nin mantıken en üstte olması gerekiyor. Asena Keskinci’nin oyunculuğunun ise oldukça karton olduğunu özellikle belirtmek gerekiyor; üstelik bazı kesimleri kızdıracak kadar da keskin bir tavır sergiliyor. Kadın karakterlerin anlamsız bir eziyet içerisinde öldürülmelerinin yanı sıra tam anlamıyla şeytana şapka çıkartacak karakterler olarak inşa edilmeye çalışılmalarının altında yatan alt metinler de cabası.
Sonuç olarak Üç Harfliler: Mühür; ismi ister “kehanet” ister “mühür” olsun fark etmeyen, anlatması gerekenleri görsel olarak anlatamayan, senaryosu kadın düşmanlığı ile dolu, senaryo dışındaki teknik gereksinimleri karşılasa da yönetmenin aynı yemeği yeniden ısıtıp sunmasıyla yeni bir şeyler sunmaktan uzak ortalama bir film olmanın ötesine geçemiyor.
