10 Ekim 2026
soy-banner

“Korku Bahane Atmosfer Şahane…”

Rozam Media ile CB Medya yapımcılığında 65 mm formatında iki adet ARRI ALEXA 265 ile dijital efektler yerine pratik efektler kullanılarak çekilen Soy filminin yönetmen koltuğunda Catacombs (2007), Mirrors (2008),  The Other Side of The Door (2016), The Nun (2018), Crawl (2019), Countdown (2019), Come Play (2020),  Resident Evil: Welcome to Raccoon City (2021), Oxygen (2021), The Cello (2023), Never Let Go (2024), Until Dawn (2025), Above and Below (2026) gibi filmlerin görüntü yönetmenliğini; Holy Money (2009), Christopher Roth (2010) gibi filmlerin ise yönetmenliğini yapmış olan Maxime Alexandre oturuyor. Senaryosu Turki Al Alshikh, Melih Özyılmaz ve Şükrü Necati Şahin tarafından kaleme alınan, müzikleri Michele Canova Iorfida tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Farah Zeynep Abdullah, Barış Arduç, Tuba Büyüküstün, Tamer Levent, Özge Özacar, Mehmet Yılmaz Ak, Erol Afşin, Meral Çetinkaya, Selin Çuhadaroğlu gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu ölüm döşeğindeki dedesinin çağrısıyla İstanbul’daki gizemli bir konağa giden Can ve arkadaşlarının, kadim bir lanetin hedefi hâline gelmesi oluşturuyor. Ölüm döşeğindeki dedesinin çağrısıyla İstanbul’daki gizemli bir konağa giden Can ve arkadaşları, kadim bir lanetin hedefi hâline gelir. Konağa adım attıkları anda yoğun bir sisle dış dünyadan kopan grup, lanetli bir resme bağlı doğaüstü gücün etkisi altına girer. Konağın geçmişindeki sırlar ve aralarındaki ihanetler açığa çıkarken gençler birer birer avlanmaya başlar. Hayatta kalmaya çalışan Başak ise kökeni eski Mısır’a uzanan laneti durdurabilecek bir seçimle karşı karşıya kalır.

Sanat yönetiminden mekân tasarımına değin bütçesinin hakkını fazlasıyla veren filmin sinematografisi de yönetmen Alexandre’nin deneyimlerini başarıyla yansıtıyor. Özellikle Can’ın kan kardeşi olan ancak “sırt” kardeşi olduğunu anlayacağımız Mehmet Yılmaz Ak’ın hayat verdiği Aziz karakteri göz dolduruyor. Tuba Büyüküstün konuşmadan geziniyor ancak atmosfere yayılan dış ses olarak kendisini işitiyoruz. Dikkat çekici bir diğer performans ise sanat simsarı Gülse karakterini canlandıran Özge Özacar’ınki; gerçekçi ve inandırıcı olarak öne çıkmayı başarıyor. Başak’ı canlandıran Farah Zeynep Abdullah, diğer filmlerinde yarattığı gibi bir performans göstermiyor haliyle de karton bir karakter olmaktan öteye geçemiyor. Film tabiri caizse özellikle Türk korku sineması severler için “İşte sinema!” dedirten bir atmosfer sunuyor ancak…

Filmin handikapları yok değil. En önemli sorunun aslında senaryoda karşımıza çıkmış olduğunu izleyiciler olarak salonu terk ettikten sonra anlıyoruz. Beyazperdede ihtişamla karşımıza çıkmış olan filmin hikâyesinde oldukça fazla boşluk bulunuyor. Karakterlerin yerine kendinizi koyarak “şöyle yapsaydı” ya da “şöyle mi olsaydı” diye sormaya başladığınızda lanete dair birçok detayın verilmediği, birçok soruya yanıt bulunmadığı için başka ne yapılabileceği konusunda düşündüğünüzde kafanızda başka sorular oluşuyor. Bu soruların yanıtları izleyicilere yeterince verilmediği için de salondan ayrıldığınızda bir şeylerin eksik olduğunu hissetmenize neden oluyor. Bir diğer sorun ise filmin korku dozunun hayli düşük olması. Kanlı bağırsaklı sofralara, domuz ya da keçi kafalı kanlı iğrenç büyü görüntülerine alışan seyircilerin birkaç jumpscare dışında korku sahnesi içermeyen bu filmi “Yeterince korkutucu” bulmamaları çok yüksek ihtimal.

Sonuç olarak Soy; ihtişamlı sanat yönetimi ve mekân tasarımı, harikulade oluşturulmuş atmosferiyle başarılı olsa da senaryosu ve korkuyu az kullanımı nedeniyle orta hallinin üzerine çıkabilen, büyü kullanmaksızın da korku çekilebileceğini gösteren bu yılın en iyi filmlerinden biri olmayı da başarıyor.