16 Eylül 2026
dalloway-banner

“Sanal Asistan Tehdidi…”

Mandarin & Compagnie, Gaumont ile Panache Productions ortak yapımcılığında çekilen Dalloway, Türkiye’de gösterime girdiği adıyla Yapay Zeka filminin yönetmen koltuğunda A Perfect Man (2015), Burn Out (2017), Black Box (2021), Visions (2023) gibi filmlerin yönetmenliğini de yapmış olan Yann Gozlan oturuyor. Tatiana de Rosnay’in “Les Fleurs de l’ombre” adlı romanından yönetmen Gozlan ile Thomas Kruithop ve Nicolas Bouvet-Levrard tarafından senaryoya uyarlanan filmin görüntü yönetmenliğini Manuel Dacosse üstlenmiş. Müzikleri Philippe Rombi tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Cécile de France, Lars Mikkelsen, Anna Mouglalis, Frédéric Pierrot, Freya Mavor, Douglas Grauwels, Marie Lecomte gibi isimlere Mylène Farmer Dalloway’i seslendirerek eşlik ediyor.

Filmin konusunu yeni bir roman yazmaya başlamış olan ancak tıkanan Clarissa adlı bir yazarın yaşadığı olaylar oluşturuyor. İlham kaynağından yoksun bir roman yazarı olan Clarissa, teknolojinin en ileri noktasındaki prestijli bir sanatçılar evine katılır. Sanal asistanı Dalloway’i, yazmasına yardımcı olacak bir destek ve hatta bir sırdaş olarak görmeye başlar. Ancak Clarissa, yapay zekasının giderek artan müdahaleci davranışlarından ve başka bir sakinin komplocu uyarılarından yavaş yavaş rahatsız olmaya başlar. Kendini gözetim altında hissetmeye başlayan Clarissa, ev sahiplerinin gerçek niyetlerini keşfetmek için bir araştırmaya girişecektir.

90’lı yıllarda bir bilimkurgu fantezisi olmaktan öteye geçmeyen yapay zekâ kavramı artık her gün daha çok gelişmekte olan bir bilim alanına dönüştü. Haliyle de daha önce bilimkurgu türünde tek tük karşımıza çıkan bu tema neredeyse her yıl bir ya da iki tanesinin gösterime girdiği filmlere de  yayılmaya başladı. 23 Ocak 2026’da gösterime girecek olan Mercy (2026), bu sene gösterime girmiş olan ve  yapay zekânın insani duygular taşıması üzerine eğilen Companion (2025); önceki senelerde gösterime giren ve bir oyuncak şirketi tarafından çocukların hem dostu hem de oyun arkadaşı olarak tasarlanan insansı robot M3gan’ın görevinin ötesine geçen kararlar almasıyla gelişen korkunç olaylar dizisini konu alan M3gan (2022) ve bu sene gösterime giren onun devamı olan M3gan 2.0 (2025); devrim niteliğindeki yeni bir ev cihazı olan, AIA adlı dijital aile asistanını test etmek üzere seçilen bir ailenin başından geçen olayları konu edinen AfrAId (2024) gibi filmlerde sıklıkla tekrarlanan yapay zekânın insansılaşma ve insani duygular edinme tartışması Dalloway ile devam ediyor.

Bahsi geçen filmlerden birer ikişer parçayı içinde barındıran film, benzerlerine nazaran daha mütevazi bir atmosfer yaratmaya çalışmış. Sinematografisi ve müzik seçimleri başarılı olan filmin büyük bir kısmı, COVID-19 benzeri bir pandemi ortamında, dışarı çıkılırken maske takılan, günlük olarak sağlık testlerinin ve ateş ölçümlerinin yapılmakta olduğu distopik bir Fransa’da; ressamdan müzisyene yazardan senariste değin farklı alanlarda çalışan sanatçıların çekilişle girebildikleri bir sanatçı evinde geçiyor. Sanatçıların akıllı asistanlardan yardım aldığı, her yanı kameralarla çevrili olan bu sanatçı lojmanı olarak da bahsedebileceğimiz yerin atmosferi başlangıçta izleyicilere gerçek bir konfor alanı ve kolaylıklarla dolu gibi görünse de sonrasında adeta klostrofobik bir ortama evriliyor.

Hikâyenin çıkış noktası ise, aslında oldukça insani ve biraz da masumane: Daha önce gençlik romanları yazmış olan, çok da dikkat çekmeyen kariyere sahip bir yazar olan Clarissa bir şekilde yetişkin romanlarına geçmeye karar veriyor ve Virginia Woolf’un intiharından önceki dönemi üzerine yazmaya karar veriyor ancak bunda da tıkanıyor. Hayatının büyük bir bölümünü sanatçı evindeki dairesinde geçirmekte olan Clarissa, sanal asistanı Dalloway ile daha çok zaman geçirmeye başlıyor ve olaylar da böylelikle başlıyor.

Filmin gücü aslında hepimizin hayatının büyük bir bölümünü işgal etmekte olan yapay zekâ ve teknolojinin kullanımı konusunda öne çıkıyor. X’te görülen bir tweetin bile yapay zekâ asistanına sorularak teyit edilebildiği, gördüğümüz videoların yapay zekâ ürünü olup olmadığını anlamaya çalıştığımız günümüz şartlarını düşünürsek Dalloway ile bize sunulan evren, bizim açımızdan da çok distopik değil. Birçok kişinin hali hazırda sanal asistanlarla hayatını kolaylaştırdığı günümüzde, filmdeki hikâyeyi göz önünde bulundurduğumuzda distopik olan kısım sadece küresel ısınmanın artmış olmasıyla sınırlı kalıyor. Film teknolojinin hayatımızı kolaylaştırdığı mı yoksa bizi tembelleştirdiği mi konusunda yapılan tartışmalara izleyiciyi hazırlayarak yavaş yavaş giriyor sonrasında ise bu tartışmada adeta el arttırıyor.

Clarissa karakterine hayat veren Cécile de France’ın performansı filmi taşımaya yetiyor. Filmin geneline yayılmış olan gerilim ise yapay zekâ asistanı Dalloway tarafından izleyicilere geçmeyi başarıyor.

Sonuç olarak Dalloway; yapay zekâ konusunda yapılan filmler arasında gerilim dozu en yükseklerinden biri olmayı başarmakla birlikte, tartışmalar konusunda el arttırmayı da ihmal etmeyen bir film olmayı başarıyor.