2 Haziran 2026
zifir-banner

“Eski Güzel Günler…”

Almira Film Yapım yapımcılığında çekilen Zifir filminin yönetmen koltuğunu Azazil 2: Büyü (2016) filminin yönetmenliğini yapan Mustafa Özen ile Hayat Bilgisi (2003-2006) dizisi ile Konak (2009) filminden oyuncu olarak hatırlayacağımız Paşhan Serkan Yılmazel paylaşıyorlar. Senaryosunu Paşhan Serkan Yılmazel’in kaleme aldığı, görüntü yönetmenliğini Mustafa Özen’in üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Damla Latin Özen, Mehmet Günay Narlı, İrem İpek, Bennur Duyucu, Coşkun Gültekin, Talha Batdal, Habil Ceyhan, Mira Bibar, Funda Şenbahar gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu evlilik arifesindeki genç bir kadının yaşadığı doğaüstü olaylar oluşturuyor. Seval, evlilik arifesindeki genç bir kadındır. Mustafa ile mutlu bir hayat kurmaya hazırlanırken, çocukluğuna ait bastırdığı karanlık anılar, ansızın tekrar gün yüzüne çıkmaya başlar. En yakın arkadaşı Büşra ile eğlence amaçlı gittiği bir falcı seansı, Seval’in hayatını alt üst eder. Falcı, Seval’in üzerinde büyü olduğunu ve bunun güçlü, aşkla bağlı bir varlık tarafından yapıldığını söyler. Seval bu uyarıyı önce ciddiye almaz; ta ki evinin farklı köşelerinde tuhaf cisimler bulana, aynalarda hayaletimsi bir çocuk görmeye başlayana kadar…

Film başladığında karşımıza çıkan bazı kadraj problemleri ve orta halliye yakın çekimler, ilerleyen dakikalarda iyileşiyor ve seyir keyfini artıracak bir düzeye ulaşıyor. Dolayısıyla genel itibarıyla çekimlerini orta halli olarak nitelendirebileceğimiz filmde oyuncuların performansları ise izleyicileri tatmin edecek düzeyde başarılı. Bunda da en büyük pay, başarılı yazılmış diyaloglar ve iyi tasarlanmış olay örgüsü. Bu sebeple olsa gerek, oyuncular karakterleri benimsemekte zorlanmamış.

Uzun zamandır yerli korkularda karşımıza çıkmayan toplumun gerçek anlamda tam içerisinden bir film ile karşı karşıya kalıyoruz. Çoğu muhtemelen çekim izni dahi alınmadan çekilen yapımların boca edildiği vizyon takviminin ortasına, Ayasofya Camiisi’nin içi gibi görüntülerle dahil olan filmin elindeki en önemli koz hiçbir sahnesinin boş, hiçbir diyaloğunun gereksiz olmaması. Müstakil bir ev yerine apartman dairesinde geçmesi ve karakterlerin giyim kuşamlarının sosyal düzeyleriyle uyuşması detaylarının yanı sıra toplumumuzda pek çok insanın başına gelebilecek evin çeşitli yerlerine saklanmış büyülerin bulunması gibi unsurlar filmin gerçekçiliğini artırmayı başarıyor. Jumpscare ya da kötü makyaja başvurulmaksızın çekilen korku sahneleri de gergin atmosferden beslenerek oluşturulmuş. Yerli korku sinemasının eski (ve güzel) zamanlarına benzer dokusu olan filmde yaratıcı korku sahneleri de kullanılmış.

Alt metinleri de oldukça sağlam olan film adeta toplumu yansıtan bir kesit sunmaktan geri kalmıyor. Birbirine denk olmadığı düşünülen aileler nedeniyle yaşanan gerginlikler, inançlar nedeniyle rastlanan sorunlar hatta büyü gibi inançsal kavramların karşısında duran psikolojik bakış açısı gibi birçok çatışmayı da içerisinde barındırmayı ihmal etmiyor. Bu haliyle ara sıra kalitesiz yapımların karşımıza çıktığı ancak çoğu zaman iyi filmlerle karşılaştığımız 2018 öncesi yerli korku sinemasına da saygı duruşunda bulunuyor.

Buna karşın, filmin gerçekten iyi ve başarılı makyajlar ile iyi efektlerle, mevcut halinden katbekat daha güçlü etki yapabileceği de aşikar. İçinde bulunduğumuz vizyon ortamında, bu haliyle bile türdeşlerinden sıyrılırken; Türk korku sineması tarihinin eşsiz filmleri arasına girmeyi bazı kadraj hataları, kötü müzik tercihi ve efekt – makyaj eksikliği ile ıskalıyor. Bunların yanı sıra, filmin adı da filmin içeriğini karşılamaktan uzak kalıyor. Filmin bir eksisi de afişiyle karşımıza çıkıyor. İlk yapılan, filmin en önemli sahnelerinden birini içeren poster oldukça başarılıyken gösterime girerken güncellenen (ve muhtemelen) yapay zekâ desteğiyle oluşturulmuş afişi, vizyon yarışına rakibi diğer yerli yapım Kamos (2025)’tan 1-0 geride başlamasına neden oluyor.

Her ne kadar filmin içindeki müzikler sahnelerin ruhuna uygun seçilmemiş olsa da, Demir Demirkan’ın 2004 yılında yayınlanan “Yalanlar” şarkısının filmin oyuncularının ve filmden sahnelerin yer aldığı bir klibe dönüştürülerek sosyal medyada yayınlanması da yerli korku filmlerinin o dönem Hayko Cepkin, Kubat, Emre Aydın ve Semih Tareen gibi müzisyenlerle soundtrack yaptığı günleri anımsatan bir etki sunuyor. Hatta bununla da kalmayıp yine eski yerli yapımlarda çok sık karşımıza çıkan karakter afişlerinin hazırlanmasından dahi kaçınılmamış. Umarım ki bu etki, dağıtım şirketlerine de yansır ve seyircilerle buluşturdukları korku filmlerinde gözettikleri kriterleri gözden geçirmeye başlarlar!

Sonuç olarak Zifir; eksikliklerine rağmen bu senenin en iyi yerli korkuları arasında yer almakla birlikte sinemada izlenmeyi de hak ettiğini ispat ediyor.