“Uyanıp Nefesini Tut…”
Borsalino Productions, Studiocanal ile WAG Prod ortak yapımcılığında çekilen Wake Up, ülkemizde gösterime girdiği adıyla Gece Kasabı filminin yönetmen koltuğunu daha önce Turbo Kid (2015), Summer of 84 (2018), We Are Zombies (2023) gibi filmleri de birlikte yönetmiş olan François Simard, Anouk Whissell ve Yoann-Karl Whissell paylaşıyorlar. Senaryosunu Alberto Marini’nin kaleme aldığı, görüntü yönetmenliğini Léo Hinstin’in üstlendiği, müzikleri Arnau Bataller tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Turlough Convery, Benny O. Arthur, Jacqueline Moré, Tom Gould, Alessia Yoko Fontana, Kyle Scudder, Charlotte Stoiber, Aidan O’Hare gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu bir mağazada yaşanan kedi-fare oyunu oluşturuyor. Çevre krizine dikkat çekmek isteyen genç aktivistler bir mobilya mağazasını talan etmeye karar verirler. Bu isyanları av takıntılı güvenlik görevlisinin onları esir almasıyla bir anda bir katliama dönüşecektir.
Çekimleri hayli başarılı olan filmde yer alan oyuncuların performansları da oldukça göz alıcı. Yalnızca filmde yer alan Home Idea ismiyle değil, demonte mobilyalardan mağazanın planına ve restaurant bulunan kısmına değin IKEA’ya yapılan gönderme çoğu izleyicinin aklından geçen bir öyküyü de beyaz perdeye taşımış oluyor. Labirent gibi koridorlardan oluşan, yer yer bir odaya benzer şekilde dizayn edilmiş bölgeler arasında gezinen aktivistlerin amacı etrafı talan etmektir. Ormanların katledilmesini ve bu nedenle de hayvanların evsiz kalmasını da savunmaya çalışan aktivistlerin gözleri yaşlı hayvan maskeleriyle bir nevi istila oluşturmalarına karşılık, işi tehlikede olan ve geçmişinde avcılık bulunan güvenlik görevlisinin çıldırmasıyla çığrından çıkıyor. Güvenlik görevlisi Kevin’ı canlandıran Turlough Convery’in karşısındaki oyuncuların da harikulade performans sergilemesi sayesinde başından sonuna dek izleyicileri diken üstünde tutan, gerilim atmosferinin bir an bile dağılmadığı bir film oluşuyor.
Beyaz perde için yenilik teşkil eden bu hikâye korku edebiyatı severler için ise yeni değil. Grady Hendrix tarafından yazılan “Horrorstör” IKEA katalogları şeklinde tasarlanmış ve Amerika’da açılmış IKEA taklidi olan Orsk adında bir mobilya mağazasında geçen bir korku romanı. Kitapta çalışanların her sabah mağazaya geldiklerinde kırık Kjerring raflar, paramparça olmuş Glans kadehler ve Liripip gardıroplarla karşılaşması ancak güvenlik kameralarında bu malzemelerin nasıl zarar gördüğüne ilişkin herhangi bir görüntüye ulaşılmaması, haliyle de satışların düşüşe geçmesi üzerine üç çalışanın bu gizemi çözmek için gün batımından şafağa dek sürecek dokuz saatlik bir mesai yapmaya gönüllü olması anlatılıyordu.
Başka bir bakış açısından bakacak olursak ise konu yine tanıdık. Don’t Breathe (2016) filminde kör bir adamı soymak için eve giren hırsızların av haline gelmelerinin konu edildiği bir ev istilası hikayesi anlatılıyordu. Kör adam hırsızlara türlü tuzaklar kurarak onların hakkından geliyordu. Mağazanın ev eşyalarından kurulu koridorları nedeniyle ev istilası havasına da sahip olması filme artı katan noktalar arasında.
Bütün bu benzer noktalara rağmen, oyuncuların performanslarının başarısı, tuzaklarda izleyicilerin karşısına çıkan fosforlu boya gibi yaratıcı unsurlar bilindik bir konunun yine de izleyicileri koltuklarına çivileyebileceğini gözler önüne seriyor.
Sonuç olarak Wake Up; çok tanıdık hikâyeler üzerinden başlangıç yapsa da, oyuncuların performansları, atmosferin başarısı ve yaratıcı twistlerin kullanımıyla seyir keyfi yüksek bir gerilim filmi olmayı rahatlıkla başarıyor.
