“Metaforlarla Örülü Bir Dram Anlatısı…”
Bircan Film yapımcılığında çekilen Lavinya filminin yönetmen koltuğunda 11 (2017) ve Karantina XII (2018) filmlerinin de yönetmenliğini yapmış olan Can Varol oturuyor. Senaryosunu da yönetmen Varol’un kaleme aldığı filmin görüntü yönetmenliğini Ali Cumhur Demir üstlenmiş. Müzikleri Selim Gülgören tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Pelin Bölükbaş, Şahin Sancak, Eser Karabil, Çiğdem Aksüt, Anıl Can Yılar, Eylül Ezgi Yılmaz, Osman İskender Bayer, Erol Sertel, Mustafa Uzer gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu üniversiteden beri ilişkileri süren Can ve Ezgi çiftiyle iki kez düşük yaptıktan sonra yeniden hamile kalan Elif’in hayatlarının kesişmesi sonrası gelişen olaylar oluşturuyor. Can ve Ezgi, üniversiteden beri birlikte olan bir çifttir. Çift zamanlarının çoğunu birlikte işlettikleri botanik bahçesinde geçirmektedir. Sakin bir yaşamı benimseyen Can ve Ezgi, artık ilişkilerini evlilikle taçlandırmaya karar verirler. Genel olarak herkes tarafından sevilen biri olan Ezgi ve Can’ın hayattaki tek sıkıntısı ise Ezgi’nin kardeşi Burak’tır. Kontrol edilmesi güç bir adam olan Burak, sık sık başını belaya sokmaktadır. Onların hayatı, Can ve Burak’ın bekarlığa vedaya gittikleri gece hamile olduğunu ailesiyle paylaşmak için aynı mekânda olan Ali ve Elif çiftiyle kesişmesiyle bambaşka bir hal alacaktır.
Konusunu ilk okuduğunuz zaman hamileliği sırasında geçirdiği trafik kazasında eşini yitiren Sarah’ın henüz kocasının yasını tutması sırasında doğumuna bir gün kala kendisini tanıyan gizemli bir kadının ansızın kapısında belirmesi ile kâbus dolu anların başlamasının oluşturduğu Inside (2007) filmini andırıyor gibi görünse de hem olay örgüsünün işlenişi, hem karakterlerin farklı yapılar üzerinden ilerlemesi hem de dram ile gerilim arasında gelip giden bir senaryo tasarımına sahip olduğu için iki filmin birbirinden çok farklı olduğunu söylemek mümkün.
İlk yarısı gerilimden ziyade dramatik olarak tasarlanan filmde, oyuncuların performansları da izleyicileri kendilerine çekmeyi başarıyor. Özellikle hamile kadınların yaşadıkları ruh hali değişiklikleri ile babaların bu konudaki kayıtsızlıklarının çatışması filmin gerçekçiliğinin izleyicilere yansımasına da yardımcı oluyor. İki çiftin yaşamları arasında gidip gelen sahneler nedeniyle bir intikam hikâyesinin karşımıza çıkacağı çok belli olsa da kendi başımıza gelme olasılığı oldukça yüksek olan bir öykü sunuyor olması filmin finale dek izlenebilmesine kapı açıyor. İzleyiciler olarak “Ben olsaydım bu durumda ne yapardım?” sorusuna verilen yanıt çoğu izleyici açısından aynı olacağı için özdeşleşim kurulan karakterle birlikte adeta katarsise doğru yelken açılıyor.
Teknede çırpınan balık, parmağa batıp kanatan iğne, suyun taşması, kalemin kırılması gibi metaforlar da filmin alt metinlerinin güçlenmesine olanak sağlamış. İlk yarının ortalarında başlayan Can ile Ezgi’nin çatışma dinamiği üzerinden kadının hamile kaldıktan sonraki yerin evi olması gerektiğine dair toplumsal görüşler altında ezilmeye başlaması, çok sevdiği işinden ve işle ilgili kararlardan uzak tutulmasına dair sahneler, intikam hikâyesi ile tırmanan gerilimden çok daha fazla gergin bir atmosferin yaratılmasına katkı sağlıyor. Bu bağlamda kadın ve hamilelik, hamile kadının toplumdaki konumlandırılması gibi sorunlar da bu çiftin çatışmaları üzerinden sorgulanıyor.
Filmin ikinci yarısında ise gerilim Can ile Ali arasında tırmanmaya başlıyor ve dramdan ziyade gerilim atmosferine geçiş sağlanıyor. Filmi sırtında taşıyan ve en iyi performansları sergileyen kişinin ise uzak ara farkla Ezgi karakterine hayat veren Pelin Bölükbaş olduğunu da ayrıca belirtmek gerekiyor.
Filmin handikabı ne tam bir dram ne de tam bir gerilim türünün kriterlerine bağlı kalamayıp ikisi arasında salındığı için izleyicilerin duygularının da salınım içerisinde kalmasına neden olması. Filmin kurgusu farklı şekilde yapılsa iyi bir gerilim örneği olabilecekken iki çiftin hayatlarının paralel ilerlemesi ve olayların normal akışı ile verilmesi gizemi ortadan kaldırarak gerilimin yalnızca karakterlerin birbirleriyle çatıştıkları sahnelerde ortaya çıkmasına neden oluyor.
Sonuç olarak Lavinya; özellikle Pelin Bölükbaş’ın performansı için tercih edilebilecek ancak dram ile gerilim arasında kararsız kalındığı için fazla beklentiye girmeksizin izlenebilecek orta halli bir film.
