…Beetlejuice > Beetlejuice Beetlejuice…
Warnes Bros yapımcılığında, 1988 yapımı kült olan Beetlejuice’un devamı niteliğindeki Beetlejuice Bettlejuice, Türkiye’de gösterime girdiği adıyla Beterböcek Beterböcek filminin yönetmen koltuğunda 1988 yapımı filmin yanı sıra Batman (1989), Edward Scissorhands (1990), Batman Returns (1992), Ed Wood (1994), Mars Attacks! (1996), Sleepy Hollow (1999), Planet of the Apes (2000), Big Fish (2003), Charlie and the Chocolate Factory (2005), Corpse Bride (2005), Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street (2007), Alice in Wonderland (2010), Dark Shadows (2012), Frankenweenie (2012), Big Eyes (2014), Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children (2016), Dumbo (2019) gibi filmlerin de yönetmenliğini yapmış olan Tim Burton oturuyor. Michael McDowell ile Larry Wilson’ın yarattıkları karakterlerden Alfred Gough, Seth Grahame-Smith ve Miles Millar’ın birlikte senaryosunu kaleme aldıkları filmin görüntü yönetmenliğini Haris Zambarloukos üstlenmiş. Müzikleri yönetmen Burton’ın birçok projesinde beraber çalıştığı Danny Elfman tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise ilk filmde yer alan Michael Keaton, Winona Ryder ve Catherine O’Hara’ya Jenna Ortega, Justin Theroux, Willem Dafoe, Monica Bellucci, Danny DeVito, Arthur Conti, Santiago Cabrera, Burn Gorman gibi isimler eşlik ediyorlar.
Filmin konusunu yaşanan bir trajediden sonra Deetz ailesinin üç kuşağının Beterböcek’in olduğu eve geri dönmesi ve Lydia’nın yanlışlıkla açılan portalla Öbür Dünya’ya giden kızını bulma çabası oluşturuyor. Beklenmedik bir aile trajedisinin ardından, Deetz ailesinin üç nesli Winter River’daki evlerine geri döner. Beterböcek’in hâlâ peşini bırakmadığı Lydia’nın hayatı, asi genç kızı Astrid’in tavan arasındaki gizemli kasaba maketini keşfetmesi ve Öbür Dünya’ya açılan kapının kazara açılmasıyla altüst olur. Her iki âlemde de sorunlar baş gösterirken, birinin Beterböcek’in adını üç kez söylemesi ve yaramaz iblisin kendi tarzı karmaşayı ortaya çıkarmak için geri dönmesi artık an meselesidir.
36 Yıl Önce…
Çocukluk yıllarımızda izlediğimizde hafızalarımızda yer edinen, her dakikası bizi bambaşka bir dünyaya yolculuğa çıkaran filmin hikâyesi şöyleydi; evli genç bir çift olan Barbara ile Adam bir trafik kazası geçirirler. Evlerine döndüklerinde ise aslında ölmüş olduklarını ve “öteki tarafa” kabul edilinceye kadar kendi evlerinde bir hayalet olarak mahsur kaldıklarını fark ederler. Ancak evlerini emlakçıdan satın alan züppe şehirli aile eve yerleşince huzurları kaçacak ve yeni işgalcileri defetmek için Beterböcek adlı kötü nam salmış bir hortlaktan yardım istemek zorunda kalacaklardır.
Barbara ile Adam’ı Alec Baldwin ile Geena Davis canlandırırken, izleyenlerin direkt özdeşleşim kurmalarını sağlayan bir çift olarak akıllara kazındılar. Evlerine dönmeleri sonrası öldüklerini fark etmeleri, öteki dünyaya geçmeleri, içerisinde sıkışıp kaldıkları evin yeni sahiplerini korkutmaya çalışmaları ve bu sırada da ailenin gotik kızı Lydia ile arkadaş olmalarıyla ilerleyen, aksaklıkları olsa da dolu dolu özgün bir hikâyesi bulunmaktaydı. Zaman içerisinde gördüğümüzde tanıyacağımız, dışavurumculuk akımında da görülen çarpıklıklar, gölgelerin kullanımının hat safhada olduğu Burton imzası diyebileceğimiz birçok detay da izleyicilerin zihninde bu filmle birlikte oluşmaya başlamıştı. Daha sonra animasyon filmlerinde de kullandığı stop-motion detaylar, panayırı andıran renkler ile gotik atmosfer hepimiz için büyüleyici idi.
Günümüz…
Önceki filmde kullanılan detaylara Delia’nın heykelinden Ölüler İçin Yaşam Kılavuzu kitabına dek atıfta bulunan filmin ilk yarısı adeta bu filmde ortaya çıkan yeni karakterleri tanıtmak amacıyla ite kaka ilerliyor. En son hayalet Amerikan futbol takımı oyuncularıyla dans ederken bıraktığımız Lydia’nın oldukça şöhretli bir medyum olduğunu ve Hayalet Ev adlı bir programı hazırlayıp sunduğunu, ergenliği geçmiş bir kızının olduğunu ve hatta kocasının da ölmüş olduğunu öğreniyoruz. Kendi üvey annesiyle sorunlar yaşamış olan Lydia’nın kendi kızı Astrid’le de sorunlar yaşıyor olmasına karma demeye ise dilimiz varmıyor. Kızı Astrid’i kendi gençlik döneminin geçtiği bu eve daha önce hiç getirmemiş olduğuna dair vurgular sonrasında bahsi geçen evin çatı katında ölmüş olan eski kocası ve Astrid’in çocukluğuna dair fotoğrafların bulunduğu kutuya bakan Astrid’e “Ben de bunları kaybettiğimi sanıyordum” demesi senaryonun aslında ne kadar yüzeysel bir şekilde yazıldığını haliyle anne – kız arasındaki sorunun da karmadan değil gelişi güzel senaryodan kaynaklandığını gözler önüne seriyor. Hatta maalesef senaryo adeta ilk film ile yönetmen Burton’ın çok sevilen animasyon filmi Corpse Bride (2005)’ın birleştirilmesinden oluşturulmuş.
Oyuncuların performansları ise senaryonun aksine muhteşem. Michael Keaton bu rolü sanki daha dün oynamışçasına mimiklerinden jestlerine değin aynı başarıyla sergileme konusunda göz kamaştırıyor. Lydia’yı canlandıran Winona Ryder da Keaton’a benzer şekilde hiç yaşlanmamışçasına parıldıyor. Ancak hikâyenin önceki özgün hikâyeye fazla benzeyen olay örgüleri, mantık hataları ve ilk yarının yeni karakterlere gereksiz uzunlukta yer vermesi nedeniyle sarkmalar yaşanmasına neden oluyor. İkinci yarı ise birden hızla ilerliyor ve finale kavuşuyor.
Filmin içerisine baktığınızda Beetlejuice’un dünyasından ziyade Tim Burton’ın dünyasını izliyorsunuz. Charles Deetz’e ait sahnelerin stop-motion verilmesi, Beetlejuice ile Delores’e ait sahnelerin Ed Wood’a benzercesine siyah beyaz olması, Delores’in Corpse Bride (2005)’daki Emily ile Nightmare Before Christmas (1993)’daki Sally karşımı bir karakter olması gibi detayların yanı sıra ilk filmde bekleme sırasında bile gördüğü bir bacağı okşamaya başlayan, genelevde zaman geçiren Beetlejuice’un masasında Lydia’nın fotoğrafıyla onu bekleyen bir adama dönüştüğünü görmek seyir keyfine bir parça limon sıkıyor. Bu durum da çocukken izlediğimiz Geena Davis’in şömine karşısında parmaklarının muma dönüştüğü sahne gibi akıllarda kalıcı sahneleri aramamıza ancak böyle bir sahneye denk gelemememize neden oluyor.
Sonuç olarak Beetlejuice Beetlejuice; keyifle izlenen bir yapım olsa da ilk film kadar etkileyici olamayan, eski malzemelerle yeni bir şey yapmaya çalışsa da bunu başaramayarak ancak izleyip unutulacak eğlenceli bir film olmaktan öteye geçemiyor.
