5 Nisan 2026
heretic-banner

“Çoktan mı Yoksa Hiçten Mi Seçmeli?”

A24, Beck Woods ile Shiny Penny ortak yapımcılığında çekilen Heretic, Türkiye’de gösterime girdiği adıyla Sapkın filminin yönetmen koltuğunu Nightlight (2015), Haunt (2019), 65 (2023) gibi filmleri birlikte yazıp yöneten; A Quiet Place (2018), A Quiet Place Part II (2020), The Boogeyman (2023), A Quiet Place: One (2024)’ın ise yazarları arasında yer alan Scott Beck ile Bryan Woods paylaşıyorlar. Senaryosunu da yönetmen ikilisinin kaleme aldıkları filmin görüntü yönetmenliğini Chung-hoon Chung üstlenmiş. Müzikleri Chris Bacon tarafından yapılan filmin oyuncu kadrosunda ise Hugh Grant, Sophie Thatcher, Chloe East, Topher Grace gibi isimler bulunuyor.

Filmin konusunu iki misyoner genç kadının, dinlerini anlatmak için gittikleri bir evde yaşadıkları korku dolu olaylar oluşturuyor. Colorado’nun küçük bir kasabasındaki Mormon kilisesinden iki genç misyoner olan Barnes ile Paxton, kasabanın sakinlerinin dinini değiştirme umuduyla kapı kapı gezmektedir. Mr. Reed’in kapısına geldiklerinde başlayan fırtınanın uğursuzluğu girdikleri kapıdan kolayca çıkamamaları ile sonuçlanacaktır.

Yönetmen ikilisinin filmografisine bakıldığında, izlendikten sonra mutlaka bazı sahneleri ile bile olsa izleyicilerin hafızalarında yer etmiş filmlerin bulunduğu rahatlıkla görülebiliyor. Bu filmin de Beck ile Woods ikilisinin şimdiye dek elde ettikleri bu statüyü korumalarını rahatlıkla sağlayan, özellikle Mr.Reed’i canlandıran Grant’ın din hakkındaki vaazı sırasında verdiği örnekler, evin dizaynı ve mekanizmaları ile izleyicilerin hafızalarında yer edeceği kuşkusuz.

İzleyicileri çekimlerinden sanat yönetimine değin her yönüyle harika bir film karşılıyor. Filmin başlangıcında yer alan pornografi kelimesinin söylenişinin bile karakter değişimini yansıtacak şekilde izleyicilere yansıması, hayli titiz bir çalışma çıkardıklarını gösteren minicik bir ipucu. Büyük bir kısmı tek mekân içeren filmin kamera hareketlerinde dahi yavaş yavaş bu mekânın atmosferinin tekinsizleşmesinin sağlanması, izleyicilerin mekânın bir set olduğunu unutup adeta içinde kaldıkları bir yapı olduğunu hissetmelerini sağlayacak denli muazzam.

Film diğer gücünü ise Barnes, Paxton ve Mr. Reed karakterlerine hayat veren Hugh Grant, Sophie Thatcher ile Chloe East’in performanslarından alıyor. Oldukça cana yakın görünen Grant’ın yavaş yavaş halen aynı tatlı tarzı barındırmakla birlikte şiddete yönelmesi, din hakkında sorduğu sorular ve Monopoly üzerinden verdiği örnekler ise filmin akılda kalıcı olmasını sağlayan detaylar oluyor. Maketin etkisi ile küçücük duran mekânın adeta labirente dönüşmesi ve kolayca ikna edebileceklerini düşündükleri biri karşısında kendi inançlarını sorgulamaya başlamaları oldukça güçlü bir şekilde izleyicilere yansıtılırken, bu kedi-fare oyununun klostrofobik ve karanlık atmosferini başarıyla yansıtmayı da başarıyor.

Filmin ortalarına dek süren bu atmosfer maalesef finale doğru bazı soruları yanıtlama yoluna saptığı için gücünü yitirmeye başlasa da yine de oyuncuların performanslarının inandırıcılığı, mekânın olağanüstü tasarımı ile hafızalarda mutlaka kalacak bir film olmayı da başarıyor.

Sonuç olarak Heretic; bunca dakika gerilim ve klostrofobiyi başarıyla sırtlayan, oyuncuların performanslarının göz doldurduğu ama bunca dini söylem sonrasında finale doğru saptığı dönemeçlerle bu söylemlerin gücünü azaltan başarılı bir film.