“Nerde Kalmıştık?”
Sky Films ile Yakamoz International ortak yapımcılığında çekilen, ilk ismi Barda 2 olarak açıklansa da sonrasında Barda olarak güncellenen filminin yönetmen koltuğunda Hande Türkel oturuyor. Senaryosu Cem Özüduru ile Ozan Ağaç tarafından kaleme alınan, görüntü yönetmenliğini Melik Uslu’nun üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda ise Cem Söküt, Melisa Berberoğlu, İdris Nebi Taşkan, Burak Can Doğan, Alperen Aldanmaz, Melissa Değer, Yalım Danışman, Doğa Yiğit, Ender Hacımustafaoğlu, Hilmi Ahıska, Kıvanç Baran Aslan, Berkan Şal, Ertan Saban, Fatih Al, İlker Kızmaz, Ejder Özkarslıgil gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu bir barda kutlama için toplanan bir grup arkadaşın başlarından geçen korkunç olaylar oluşturuyor. 1997’de Ankara Gaziosmanpaşa’da yaşanmış gerçek bir olaydan yola çıkılarak Serdar Akar tarafından 2007 yılında çekilen ve en sert Türk filmlerinden biri olması nedeniyle külteşmiş olan filmin günümüze uyarlanarak yeniden çekilmiş bir versiyonu.
Geçmişi Tekrar Gözden Geçirirsek…
Öncelikle ilk filmi hatırlamak ve alt metinlerine eğilmek gerekiyor. İlk filmde bir grup zengin ya da şimdi var olmayan orta sınıf diyebileceğimiz gencin aralarındaki bir çiftin evlenmeye karar vermesi üzerine yaptıkları bir kutlama sırasında karşılarına çıkan daha alt sınıf, eğitimsiz ve yoksul diyebileceğimiz bir çete ile karşılaşması durumu vardı. Alt sınıftaki bu çetenin lideri zengin diyebileceğimiz, kendisine bakmayacağına inandığı bir kızı takip ederek bu olayların yaşanmasına neden oluyordu. Yine filmde TGG denilen bir düşünce biçiminden bahsediliyor ve TGG olarak kısaltılan kavramın açılımının da Tekrar Gözden Geçirme olduğu ifade ediliyordu. Olayları tekrar gözden geçirdiklerinde aslında bu olayların hiç yaşanmamasını sağlayacak yolların da olduğu gösterilse de çetenin lideri Selim’in ne olursa olsun bunları yapacağı da bir anlamda filme iliştirilmiş mesajlarda veriliyordu. Birçok izleyicinin rahatsız olmasına neden olan jilet sahnesinde hem Sezen Aray hem de Hakan Boyav inanılmaz bir gerçekçiliğe izleyicileri zorla dahil ediyordu.
İlk filmde yer alan sevgili olan çift herhangi bir cinsel birliktelik yaşamayan figürler olarak çiziliyor, hamile kalmış olan kadın karakter ise kürtaj için gittiği mekândan çıkarken sevgilisinin yaptırmayıp evlenmelerini istemesi doğrultusunda kürtajdan vazgeçmiş olarak gösteriliyordu.
Filmde fakirlerin içinde bulundukları fakirliğe karşı meydan okumaları, kullandıkları uyuşturucu maddelerin verdiği güç üzerinden zenginlere (ya da kendilerinden daha üst sınıfa) uyguladıkları şiddetle kendilerini tatmin ederek dünyanın sahibi gibi hissetmelerinin yani bir anlamda silah ile var olmayan gücün gösterilmesini; erkekliğin cinsel organ ile ölçülmesi hatta zengin erkeklere söyledikleri “Bunlarınki bamyadır” gibi sözler üzerinden aşağılamaya gidilmesi gibi alt metinler vardı. Eldeki kanıtlara rağmen Türk adalet sistemindeki yetersizlikler nedeniyle bu insanların bir zaman sonra topluma geri salınacaklarının vurgusu yapılmakta, çocuklar istemese de savcı tarafından çete üyelerinin tekrar topluma salınmaması adına hapishanede diğer mahkumlar tarafından infaz edilmesi de gösterilmekteydi. İnfazcı mahkumlar ise hepimizin yakından tanıdığı Zeki Demirkubuz, Çağan Irmak, Cemal Şan, Selim Demirdelen gibi yönetmenler tarafından canlandırılmıştı.
Gençlerin hayatı sadece barda gösterilmiyor, o gün ve öncesinde yaşadıkları olaylar da evlerinde ve gittikleri alt sınıfa ait bir bölgedeki muhtemelen ruhsatsız bir kürtaj yerini de içeriyordu. Filmin işkence ve tecavüz sahneleri halen tüyler ürpertici gelirken o dönem gerçekçi oyunculuklarıyla filme değer katmış olan Nejat İşler, Melis Birkan, Hakan Boyav, Erdal Beşikçioğlu, Serdar Orçin, Salih Bademci, Volga Sorgu, Meltem Parlak, Nergis Öztürk, Burak Altay, Sarp Aydınoğlu, Sezen Aray, Şamil Kafkas, Eray Özbal gibi isimler de sonrasında kendilerini kanıtlamış ouncular olarak karşımıza çıkmaya devam ettiler.
Günümüze Uyarlama Derken?
Yeni versiyonda zengin taraf ile fakirler yer değiştiriyor. Oyunculuk yapmakta olan ve o gece barda sahnede şarkı söyleyen kadın karakterin elle taciz edilmesi sonrası bardan atılan erkek grubunun sonrasında yanlarına bir grup arkadaşını alıp mekâna dönerek taciz ettikleri kadının içinde bulunduğu gruba uyguladığı şiddet konu ediliyor. Tacize uğrayan kadın sosyal medyada kendisini taciz eden erkeği ifşa ediyor ve bunun üzerine aralarında milletvekili oğlu da olan bu erkek grubu ceplerine de silahlarını alarak bu kadın ve arkadaşlarını korkutmaya geliyorlar. Kült filmdeki jilet sahnesi bu tacize uğrayan kadına geçiriliyor ve kadın adam tarafından oral sekse zorlandığı sırada adamın penisini jiletliyor. Konuşan, diklenmeye çalışan bütün karakterler her diklendiklerinde ya da karşı çıkmaya çalıştıklarında daha da fazla şiddete maruz kalıyorlar. Bu da alt metin olarak zaten suskunluk sarmalında bulunan izleyicilere daha da fazla susmaları gerektiğinin mesajını veriyor adeta.
Yeni yapımda tek bir bakir karakter bulunuyor; o da dini inancı kuvvetli olan gençlerden biri. Onu da arkadaşının sevgilisi ile cinsel beraber zorlamaya yönelik bir şiddetle karşılaştırıyorlar. Üstelik (ilk filmle kıyaslamaya devam edersek) hamile karakterin tecavüz sahnesinin ise klasik müzikle birleştirerek estetize edilmesi gibi dev bir gafletle de karşılaşıyoruz.
Filmin en büyük sorunlarından biri karakterleri tanıyacak vaktimizin olmaması. Kült yapımda karakterleri tanımaya ayrılan 30 dakika, bu filmde karşımıza çıkmıyor ve herhangi bir karakterle özdeşleşim kurma şansımız da olmuyor. Oyuncuların performanslarının da bizi kült yapımda olduğu gibi etkilemediği filmde, politik olarak zenginlerin hapse girmeden salıverilmeleri alt metnine vurgu yapılmak için çaba sarf ediliyor. Oysa hali hazırda birkaç ay önce gösterime girmiş olan, Can Evrenol’un çektiği Sayara: İntikam Meleği (2024) filminde de aynı şekilde intihar süsü verilmiş bir kadın cinayeti politik güçler tarafından cinayete bulaşanlardan birisinin milletvekili oğlu olması nedeniyle örtbas ediliyordu. Günümüzde gazetelerde karşımıza çıkan olaylar yalnızca zenginlerin ellerinde bulunan olanaklarla yaşattıkları sonrasında ise temize çıktıkları şiddet ya da cinayet eğilimleri değil, fakirinden yaşlısına, mültecisinden normal vatandaşına herkesin şiddete başvurduğu ancak halen düzeltilememiş olan hukuk sistemi. Bu bağlamda bakıldığında hali hazırda alt metinleri oldukça kuvvetli olan, iyi oyuncuların harikulade performanslarla canlandırdıkları bir filmi yeniden uyarlamaları çok da işe yaramamış görünüyor.
Üstelik herkesin öldürüldüğü, kamera kayıtlarının yok edilmiş olduğu bir ortamda zengin çetenin neden polise giderek olayları anlatarak teslim olduğu sonra da salıverildiğini, salıverildikten sonra ise özellikle kendilerinin çağırıldıkları bir mekâna gittiklerini de anlamak mümkün değil. Haberleri izleyen herkesin işçi sınıfı olarak gösterilmesinin ise politik bir duruş anlamında filme hiçbir katkısı bulunmuyor. Böyle bakıldığında hem senaryosunda hem alt metinlerinde oldukça ciddi boşluklar ve sıkıntılar bulunan bir yapımla karşı karşıya kalıyoruz. Yapmış olma adına yapılmış ya da başka bir ifadeyle özellikle de kadın cinayetlerinin bu derece arttığı bir gündemde bu derece aslında etliye sütlüye dokunmayan bir şiddet pornosunun neden yapıldığını anlamak da mümkün değil.
Sonuç olarak Barda; kült bir filmin üzerine uyarlama yapılmaya çalışılan ancak ne onu geçebilmeye yaklaşan ne de kendini ifade etmeyi başarabilen, politik söylemde bulunmaktan dahi uzak olan orta halli bir film olmaktan öteye geçemiyor.
