“Kör Noktanın Gör Dediği…”
42. İstanbul Film Festivali’nden Ulusal Yarışma En İyi Film Ödülü, En İyi Senaryo Ödülü, En İyi Kurgu Ödülü ve FIPRESCI Ulusal Yarışma Ödülü; 34. Ankara Film Festivali’nden ise En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Kurgu Ödülü, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü (Ahmet Varlı), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Nihan Okutucu), Onat Kutlar Senaryo Ödülü ve En İyi Yönetmen Ödülü ile dönmeyi başaran Im toten Winkel, uluslararası adıyla In The Blind Spot, Türkçe adıyla Kör Noktada filminin yönetmen koltuğunda Auslandstournee (2000), En garde (2004), Die Erbin (2013), Ötekiler (2016) gibi filmlerin de yönetmenliğini yapmış olan Ayşe Polat oturuyor. Senaryosunu da yönetmen Polat’ın kaleme aldığı filmin görüntü yönetmenliğini Patrick Orth üstlenmiş. Filmin oyuncu kadrosunda ise Ahmet Varlı, Çağla Yurga, Nihan Okutucu, Tudan Ürper, Aziz Çapkurt, Aybi Era, Katja Bürkle gibi isimler bulunuyor.
Filmin konusunu Almanya’dan Türkiye’nin kuzeydoğusundaki bir Kürt köyüne çekim için gelen bir belgesel ekibinin burada yaşadıkları oluşturuyor. Almanya’dan gelip Türkiye’nin kuzeydoğusunda ücra bir köyde çekim yapan bir film ekibi, yaşlı bir Kürt kadınla röportaj yapar. Kadın, yıllar önce kaybettiği oğlunun anısını canlı tutabilmek için kadim bir ritüel yürütmektedir. Alman ekibe Kürtçe çeviride yardımcı olan genç kadın, yedi yaşındaki Melek’in de bakıcısıdır. Melek’in babası Zafer, asıl amacı belirsiz, karanlık bir örgüte mensuptur. Gizemli bir varlık Melek’e musallat olduğunda Zafer örgüte sadakatiyle ailesinin esenliği arasında kalakalır. Tüm bu kişilerin bir araya gelişlerinin sonucu yıkıcı olacaktır.
Sinematografisi oldukça başarılı olan film üç bölümden oluşuyor. Her bölüm bir karakteri odağına alarak ya da farklı karakterlerin bakış açısı üzerinden ilerlerken, olayların gizemli olan yani kör noktada kalan yanları bir sonraki bölümün bakış açısını oluşturacak şekilde planlanmış. Bilhassa Ahmet Varlı ve Nihan Okutucu’nun performansları o kadar doğal ve gerçekçi ki, izlerken bunun bir kurgu olduğunu unutarak oyuncuların gerçek yaşamından kesitler izlediğinizi düşünmeniz mümkün. Filmin hikayesinin yola çıkış noktası olan ‘belgesel’ formunun bu bağlamda güçlü şekilde yansıtıldığını da ifade etmek gerekir.
Filmin birinci bölümünde yaşlı bir Kürt kadının, yıllar önce kaçırılan ve ölüsünü bile bulamadığı oğlu için yıllardır yapmakta olduğu ritüeli belgesel olarak çekmek isteyen Alman ekiple ilerlerken, filmde yer alan tüm karakterleri yavaş yavaş tanıma şansı buluyoruz. İkinci bölüm Melek’in babası Zafer’in bağlı olduğu JİTEM ve bu örgütün içerisinde yaşananlar üzerinden ilerlerken, üçüncü bölüm Melek’e odaklanarak finale doğru ilerliyor. Her sahnenin bir sonraki sahne için gerekliliği bulunmakla birlikte, filmde neredeyse hiç boş sahnenin olmaması ve sahnelerin, gizemlerin çözümüne adım adım yaklaştıran kör noktalara ışık tutacak biçimde ilerlemesi de gerilimin yüksekte kalmasını sağlıyor.
Birçok siyasi filmin aksine 80’ler döneminde ülkede yaşananlar ya da JİTEM gerçeğine kör göze parmak şeklinde yaklaşılmaması, hatta İshak Paşa Camii’nin göründüğü kısımda Alman belgeselcinin kadrajı sinematografik olarak oryantalist bulup daha natürel hatta direklerin göründüğü bir açıya çevirmesi filmin objektif bir perspektif ile tasarlandığını da dolaylı biçimde vurguladıkları bir sahne olarak izleyicilerin karşısına çıkıyor.
Sonuç olarak Im toten Winkel; hem sinematografisi, hem oyuncularının muhteşem performansları hem de olağanüstü kurgusuyla oldukça başarılı olan bir yapım. Gerilimin son dakikaya dek peşinizi bırakmayacağı bir film izlemek istiyorsanız bu ödüllere doymayan filmi gösterimdeyken kaçırmayın…
